Göç, onlarca yıldır Kuzey Makedonya’nın başlıca ekonomik ve toplumsal sorunlarından biri olmuştur ve olmaya devam etmektedir. Ancak tartışmalar genellikle aynı sonuca varıyor: İnsanlar ülkeden ayrılıyor, ekonomik açıdan asıl önemli soru ise, çalışma çağındaki isgücünün ve mesleki niteliklere sahip nüfusun önemli bir bölümünün geleceğini yurt dışında aradığı küçük ve açık bir ekonomiye ne olduğudur?
Ekonomik büyüme, diğer unsurların yanı sıra, iş gücünün büyüklüğü ve niteliği, yatırımlar, verimlilik, teknoloji ve etkin kurumlar gibi faktörlere büyük ölçüde bağlıdır. İş gücü azaldığında, sürdürülebilir ekonomik büyümeyi korumak oldukça zorlaşır. Kuzey Makedonya, göçün yanı sıra nüfusun yaşlanması ve düşük doğum oranlarının iş gücü piyasasının yapısını belirgin biçimde değiştirmesi nedeniyle bu sorunla giderek daha fazla karşı karşıya kalmaktadır.
Etkiler şimdiden açıkça görülüyor. Sektörde işverenler giderek daha fazla çalışan bulmakta zorlandıklarını bildirirken, iş gücü açığı artık yalnızca yüksek nitelik gerektiren mesleklerle sınırlı değil aynı zamanda eğitimli ve nitelikli çalışanların ülkeden ayrılması, beşeri sermaye kaybı anlamına geliyor.
Aslında ülke eğitim ve mesleki gelişime kaynak ayırıyor, ancak bu yatırımın ekonomik getirisinin bir bölümü nihayetinde başka ülkelerin ekonomilerinde ortaya çıkıyor.
İronik bir şekilde, insanları burada eğitiyoruz ancak verimliliklerini daha gelişmiş ekonomilere ihraç ediyoruz — ne yazık ki bu ihracatı dış ticaret bilançosunda bir başarı olarak kaydedemiyoruz.
Ancak “her şeyin kötü olmadığı” gerçeğinden hareketle, göçün başka bir boyutu da var. Göç, ülkeye para transferleri sağlıyor, işsizlik üzerindeki baskıyı azaltıyor ve Kuzey Makedonya ekonomisi ile diasporası arasında değerli bağlar kurulmasına katkıda bulunabiliyor. Yurt dışından dönen vatandaşlar sermaye, bilgi, mesleki deneyim, yeni bağlantılar ve modern iş uygulamalarını beraberlerinde getiriyorlar.
Peki yalnızca yurt dışından gelen para transferleri uzun vadeli bir kalkınma stratejisi olabilir mi? Bu kaynaklar hane halkı tüketimini ve yaşam standardını desteklese de çalışanların, profesyonellerin, girişimcilerin ve vergi mükelleflerinin kalıcı kaybını tamamen telafi edemez.
Kamu maliyesi açısından bakıldığında bu durum oldukça önemli bir sorun yaratıyor. Çalışma çağındaki nüfusun azalması, vergi ve sosyal güvenlik primi ödeyen kişi sayısının düşmesi anlamına gelirken, nüfusun yaşlanması emeklilik sistemi, sağlık hizmetleri ve diğer kamu hizmetleri üzerindeki baskıyı artırıyor. Uzun vadede sistemi finanse edenlerle sistemden yararlananlar arasındaki denge, mali sürdürülebilirlik açısından giderek daha kritik hale geliyor.
Tam da burada en hassas soru ortaya çıkıyor: Gençlerin ve çalışan nüfusun sayısı azalmaya devam ederse, 40 yıl sonra Kuzey Makedonya’da emekli maaşlarını kim ödeyecek?
Çünkü stratejilerimiz ne kadar iyimser olursa olsun, devlet olarak karşı karşıya kalacağımız en zorlu meselelerden biri budur. Hatta bu soru başlı başına ayrı bir analizi hak ediyor — ve bir sonraki yazımda bu konuya yeniden döneceğim.
Bu arada, göçe yönelik kamu politikalarının cevabı basitçe “göçü durdurmak” olmamalıdır. Açık bir Avrupa ekonomisinde insanların hareket özgürlüğünü kısıtlamak ne gerçekçidir ne de arzu edilen bir yaklaşımdır. Amaç, kalıcı göçün gençlerin önemli bir bölümü tarafından en iyi seçenek olarak görülmesine yol açan ekonomik ve kurumsal koşulları iyileştirmek olmalıdır.
Daha yüksek ücretler çözümün bir parçasıdır. Ancak verimlilik artmadan ücretlerin sürdürülebilir biçimde yükselmesi mümkün değildir. Kuzey Makedonya’nın eğitim ve mesleki becerilere, teknolojiye, inovasyona ve daha yüksek katma değer yaratan sektörlere daha güçlü yatırımlar yapması gerekiyor.
Hakkaniyetli olmak adına, bu yönde bazı adımların atıldığını da belirtmek gerekir. Ancak asıl soru, bu adımların yeterli olup olmadığıdır. Bunun yanı sıra, yetkinliği ve girişimciliği ödüllendiren kurumlara, daha öngörülebilir bir iş ortamına ve gerçek anlamda mesleki ilerleme fırsatlarına ihtiyaç vardır.
Aynı zamanda ciddi bir ekonomik strateji, diasporanın yalnızca para transferlerinin kaynağı olarak değil; yatırım, bilgi, deneyim ve girişimcilik kaynağı olarak da nasıl değerlendirilebileceğini ele almalıdır.
Dolayısıyla temel soru, Kuzey Makedonya’nın vatandaşlarının ülkeden ayrılmasını tamamen engelleyip engelleyemeyeceği değildir. Bu mümkün değildir ve zaten hedef de bu olmamalıdır.
Asıl sorulmasi gereken soru, ülkede kalmanın ya da geri dönmenin ekonomik açıdan cazip bir seçenek haline geldiği bir ekonomi yaratıp yaratamayacağıdır.
Kuzey Makedonya, daha küçük bir iş gücüyle de büyümeye devam edebilir; ancak bunun için sahip olduğu insan kaynağıyla daha fazla değer üretmeyi başarması gerekir. Sonuçta en büyük mesele yalnızca kaç vatandaşın ülkeden ayrıldığı değil, kaçının kalmak için bir neden gördüğü ve ayrılanların kaçının geri dönmek için bir gelecek perspektifi bulabildiğidir.
Ve geriye hepimizi düşündürmesi gereken şu soru kalıyor:
Bugün gençler geleceklerini ülke dışında görüyorsa, yarın Kuzey Makedonya ekonomisini kim inşa edecek?



