Hıdırellez/ Dırlez/ Idrellez Duası:

Neyiniz varsa bölüşecek biri olsun;

neyiniz yoksa bulup size getirecek biri olsun.

O birileri az ve öz olsun.
Evinize, sağlığınıza, yavaşlamış işlerinize, hayatınıza Hızır’ın eli değsin.

Aşk, neşe, keyif, huzur, bereket sizinle olsun ve özlediğiniz herkesi size kavuştursun.

 

Yörükler, göçebe yaşam tarzını seçen Türkmenlerdir. Yörük sözcüğünün kökeni de Türkçe “yürümek < yörümek” sözcüğünden türetilmiştir. Kışlamak, yazlamak (yaylamak), güzlemek kelimeleri de ilk Yörükler tarafından tabir olunmuştur. Kışın kışladıkları yerlere kışlak, yazın yazladıkları yere yazlak, güzün de güzledikleri yere güzlek demişlerdir.

Yörüklerin hayatı mütemadiyen o yayladan bu kışlağa, bu kışladan o yaylaya konup göçmekle geçmiştir. Balkanlardaki Türkler arasında da yüksek miktarda Yörük bulunmaktadır. Yörükler bugün başlıca Bulgaristan, Yunanistan ve Makedonya’nın dağ köylerinde yaşamlarını sürdürmektedirler.

Asıl konumuz olan Makedonya Yörüklerine geçmeden evvel şunları belirtmek mümkündür: Yörükler nereye göçerse göçsün her zaman kendi öz benliklerini korumuş, millî kültürü yaşamaya ve yaşatmaya gayret göstermiş, cesurluklarıyla, cengâverlikleriyle, samimiyetleriyle iz bırakan topluluklardan oluşmaktadır.

Makedonya Yörükleri 14. yüzyılda, Devlet-i Aliyye’nin padişahı Yıldırım Bayezıt zamanında Balkanların fethiyle Konya–Karaman’dan Makedonya’ya getirilen ve daha çok dağlık bölgelere yerleştirilmiş olan Türklerdir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün ana soyu Konya–Karaman’dan Balkanlar’a gelen ve bundan dolayı da “Konyarlar” olarak Balkanlar’da anılan Yörük Türkmenlerindendir. Baba soyu da Karaman’dan gelerek Manastır Vilayeti’nin Debre-i Balâ Sancağı’na bağlı Kocacık’a yerleşmiştir.

Osmanlı idaresi altında olan bu konar göçer halk, hem devletin kuruluşunda, gelişmesinde, dinamik bir fetih politikası oluşturmasında önemli rol üstlenmişler, hem de devlet bu halkın çeşitli yönlerinden istifade etmesini iyi bilmiştir. Örneğin Balkanların iskânı ve Türkleştirilmesinde bu Yörük gruplarından oldukça faydalanılmıştır. Devlet-i Aliyye, Yörükleri kontrol edebilmek amaçlı bir teşkilat bile kurmuştur. Balkanlarda kısa bir sürede sayıca çok fazla artış gösteren Yörükler, Rodop Dağlarının tümüne, Tuna Nehri boylarından Şar Dağı’na, Makedonya’ya kadar yayılıp irili ufaklı gruplar hâlinde yurt kurmuşlar, bu bölgelerde zamanla yerleşik hayata geçmişlerdir. Devlet-i Aliyye’yi bu çalışkan ve yumuşak huylu halktan yararlanmaya sevk etmiş, bu nedenle de Yörükler için ayrı ayrı ilke ve nizamnâmeler hazırlanmıştır. Yörüklerin adı geçen ilk kanunî düzenleme Fatih Kanunnamesi’dir. Tabii ki bundan başka kanunnameler de mevcuttur.

Yörüklerle ilgili olarak kanunnamelerde şunlar kaleme alınmıştır:

“Yörük lâ-mekândır. Tayin-i toprak olamaz.
Her yerde dilerse gezerler.”

Tekrar Makedonyalı Yörüklere dönecek olursak, bunlar günümüze dek Türkçe konuşan, konuştukları Türkçe yaşam tarzları gereği dış etkilerden olabildiğince uzak olduğundan başka dillerin etkisine maruz kalmamıştır. Bu bakımdan dillerinde yabancı kelimeler pek görülmez. Yörükler, dillerini ve kültürlerini muhafaza eden, millîliği her şeyden üstün tutan hâlis Türklerdir. Türkçeyi muhafaza etmiş olmalarını da genellikle dağ köylerinde yaşamış olmalarına, yabancı halklarla karışmamalarına, sadece kendi içlerinde kız alıp vermelerine, geleneklere ve kültürümüze çok değer vermelerine bağlayabiliriz. Osmanlı’nın Makedonya’da bırakmış olduğu en büyük miras Yörük Türkleri’dir. Yaklaşık 600 yıllık bir zaman geçmesine rağmen kültürlerini, dillerini ve gelenek göreneklerini her daim korumuş olmakla birlikte hâlâ yaşatmaktadırlar. Makedonya’da Yörüklerin en yoğun yaşadığı bölgeler ülkenin doğusu (Doğu Makedonya) ve güneybatısıdır.

Yörüklerin Makedonya’da yaşadıkları köylerinin adları Türkçedir. Bu köylerin küçük bir kısmından örnek verecek olursak başlıca şunları sayabiliriz:
Çalıklı, Kocacık, Dedeli, Kalkovo, Kızıldoğan, Bahçebosu, Koçullu, Kurthamzalı, Gökçelli, Asanlı, Ormanlı, Memişli, Durulonbosu, Durutlu, Selimli, Karaali, Hamzalı, Çavuşlu, Cumabos, Urgancılı, Buluntulu Memişli vb. (Bu köylerin bazıları eskiden ve yakın zamanda gerçekleşen göçler nedeniyle boş kalmıştır.)

Makedonya Yörüklerinin her yıl geleneksel olarak kutladıkları ve kültürlerini sergiledikleri etkinlikleri de mevcuttur. Bunlardan en önemlileri Çalıklı köyünde 2016’da 25’incisi yapılan Hıdırellez Bahar Şenlikleri (her yıl mayıs ayının 5, 6, 7. günlerinde kutlanan ve birinci gününde baharı simgeleyen Hıdırellez âdetleri yapılırken diğer günlerde sırasıyla yağlı güreş müsabakaları, futbol turnuvaları, halk oyunları gösterileri icra edilmektedir) ve Topolnitsa köyünde 2016’da 10’uncusu gerçekleştirilen geleneksel Yörük Şenlikleri’dir.

Makedonya – Çalıklı Köyünde Hıdırellez Âdetleri

Makedonya’da yaşayan Türkler yüzyıllar boyunca millî ve manevi değerlerini muhafaza etmiş, âdet ve gelenek göreneklerini yaşatmak için çabalayıp durmuşlardır. Bu âdetlerden en göze çarpanı da Hıdırellez âdetidir. Hıdırellez âdetlerine geçmeden evvel bu güne niye Hıdırellez denildiğini anlamamız gerekmektedir. Hıdırellezin (Hızır ile İlyas A.S.) hikâyesi şöyle rivayet edilmektedir.

Bir rivayete göre:
Denizlerin ermişi İlyas ile karaların ermişi Hızır’ın buluşacağı gecedir. Her yıl vakti geldiğinde buluşurlar. Şayet buluşamazlarsa deniz denizlikten çıkar, toprak topraklığını yitirir. Tek bir canlı doğmaz, üremez, uçmaz, konmaz.

Yine bir başka rivayete göre de:
Her yıl Mayıs’ın 5’ini 6’ya bağlayan gece dünyanın bir yerinde buluşurlar. Onların buluştukları yerde bahar farklıdır. Çiçekler daha bol, gökyüzü daha mavi olurmuş.

Valandova–Çalıklı köyünde Hıdırellez’e bir hafta kala evlerde genel temizlik yapılır. Hıdırellez gününde temizlik yapılmaz. 6 Mayıs sabahı ise tüm ahali güneş doğmadan önce “yeşillenmek” için dağlara çıkar.

Yeşillenme Âdeti

Çimenlerde yuvarlanılır, ağaçlara dokunulur, dut ağacına “dut dut ağrımı yut” denilir, nar ağacına dokunulur, çınar ağacına sarılınır. Daha sonra koparılan yeşillikler ev kapılarına asılır.

Kısmet Kapama Âdeti

5 Mayıs günü (akşamüstü) bilhassa genç kızlar bir yere toplanıp mantufar çekmede hangi kızın bir günlüğüne kısmetinin kapanmasını kabul ettiğini sorarlar. Adet gereği olduğundan dolayı bütün kızlar bunu seve seve kabul ederler. Kısmeti kapanacak olan genç kızımız belirlendikten sonra bütün halk (tabii ki isteyen) ellerine gül, bileklik, toka vb. süs takılarını kaptıkları gibi Çalıklı köyünün az ötesinde bulunan Bahçebosu köyünün yolunu tutarlar (isteyen yayan gider, isteyen traktörlerle, arabalarla gider). Bahçebosu köyünün çeşmesinin yanında, asırlık çınar ağacı dibinde adet uygulanmaya başlar.

İlk olarak halk, teker teker genç kızların getirdiği topraktan küpün içine çiçeklere yüzük, ip gibi şeyler bağladıktan sonra dilek dileyip küpün içine koyması ile başlar. Daha sonra içine su koyarlar ve kısmeti kapanacak olan kızı küpün altına alırlar. Tabii ki iki genç kız da küpü iki tarafından tutup kızın başının üzerine kaldırırlar. Daha sonra etraftaki kızlar, küpü tutan kızlara sorarlar:

Bütün kızlar (hep bir ağızdan): Ne kaparsınız?
Küpü tutan kızlar: Kısmet kaparız.

Bütün kızlar (hep bir ağızdan): Ne kaparsınız?
Küpü tutan kızlar: Kısmet kaparız.

Bütün kızlar (hep bir ağızdan): Ne kaparsınız?
Küpü tutan kızlar: Kısmet kaparız.

Bütün kızlar (hep bir ağızdan): Kimin kısmetini?
Küpü tutan kızlar: Ayşe’nin (Fatma, Hayriye vb.) kısmetini.

Kısmet kapayıcılar zor açılan bir düğüm attıktan sonra kızın kısmeti bir günlüğüne kapatılmış olur. Daha sonra küpün iki kenarından tutup bir büyük gülün dibine bırakmak üzere bir evin yolunu tutarlar. Arkasından da bütün kızlar kısmet kapayıcıları takip ederler. Çömleği gülün dibine bıraktıktan sonra herkes evlerine dağılır.

Kısmet Açma Âdeti

6 Mayıs sabahı erkenden (saat 07.00 civarı) Çalıklı köyünün genç kızları geleneksel Yörük elbiselerini giyer, ellerinde güller ile Bahçebosu köyünün yolunu tutarlar. Alay hâlinde maniler söyleyerek küpü almaya giderler. Küpü aldıktan sonra yine maniler ile ilerleyerek Bahçebosu köyü çeşmesinin oraya giderler. Bu sefer çeşmenin hemen yanında bulunan yaşlı çınar ağacında bir salıncak kurulmuştur.

Küpü yere koyduktan sonra kısmet kapayıcılar (illaki kısmeti kapayan kızlar olmalı) kısmetini kapadıkları kızın yanında kördüğümü çözerler. Böylelikle kızın kısmeti tekrar açılmış olur (Allah’tan kapanık ise orasına karışılmaz). Bütün halk manici kızların etrafını çevirir, kısmetler çekilmeye başlar.

Küpü yanına alan, kısmeti açılan kızın üzerine kırmızı bir yazma açılır ve etrafından Yörük kızlar bu yazmayı tutarlar. Yazmanın altında bulunan kız, küpün içine elini koyar ve karıştırmaya başlar, ardından yazmanın üzerine eline gelen çiçeği fırlatır. Diğer kızlar da mani söylemeye başlarlar. Bu söyledikleri mani, küpün içinden çıkacak olan gülün veya yüzüğün sahibine gider. Böylelikle her çekilen kısmet için bir mani armağan edilir.

Daha sonra yaşlı çınar ağacına kurulmuş olan salıncağa küçük büyük demeden, yükseklik korkusu olmayan herkes biner. Sallanırken elinde bulunan çiçeği salıncağın hemen altından akan dereye atar. Eğer atılan kısmet (çiçek) bir engele takılmadan dereyle karışıp giderse kişinin dilemiş olduğu dileğin kabul olacağına işarettir. Eğer çalıya çırpıya takılır ise dilemiş olduğu dileğin olmayacağına işaret edildiğine inanılır.

Kısmet çekme biter bitmez küpün içinde kalan su ile dere kenarında isteyen herkes elini yüzünü yıkar. Bu suyun bereketli olduğu ve yüze nur verdiğine inanılır.

Bu adetin ardından hemen orada davul zurna eşliğinde Hıdırellez (ıdrellez) halayları çekilir ve yüreklere Hıdırellez cemresi düşer; bereket yolunu bulur, evlerden taşar.