Toplumsal hafıza, köklerine bağlı kaldıkça canlı kalır. Bugün, bu köklere olan bağlılığı modern tıp bilimiyle harmanlayan çok yönlü bir konuğu ağırlıyoruz. Makedonya Türk toplumunun değerli isimlerinden Doç. Dr. Şenol Tahir, bir cerrah titizliğiyle yürüttüğü parlak mesleki kariyerini, çeyrek asrı aşan bir adanmışlıkla Hıdırellez Bahar Şenlikleri Festivali başkanlığıyla taçlandırıyor. Dr. Tahir için bu festival, yalnızca bir kimlik mirası değil, aynı zamanda kültürler arasında köprü kuran bir misyon. Bu uzun soluklu kültürel yolculuğun zorluklarını, kazanımlarını ve geleceğe dair vizyonunu kendisinden dinliyoruz.

Dr. Şenol Tahir kimdir ve çeyrek asrı deviren bu köklü festival organizasyonuyla bağınız nasıl başladı?
Ben Doç. Dr. Şenol Tahir, Çalıklı'da büyüdüm. İlk, orta ve lise öğrenimimi Valandova Belediyesi'nde tamamladım. 1990 yılında Üsküp “Kiril ve Metodiy Üniversitesi” Tıp Fakültesi'nden mezun oldum. Sekiz yıl boyunca Valandova Sağlık Merkezi'nde pratisyen hekim ve aile doktoru olarak çalıştım. 1998'de Üsküp'te uzmanlık eğitimime başladım ve 2000 yılında, halen görev yaptığım Üniversite Cerrahi Hastanesi "Naum Ohridski"ye geçiş yaptım. Genel cerrah uzmanlığımı ve ardından sindirim sistemi cerrahisi üzerine yan dal uzmanlığımı tamamladım. 2023 yılından itibaren İştip “Gotse Delçev” Üniversitesi'nde doçent olarak da görev almaktayım.
Festivale gelince; Yugoslavya'nın dağılması ve Makedonya'nın yeni demokrasiye geçişiyle yaşanan kültürel uyanış, 1991'de bizim yöremizde de yankı buldu. 1980'li yıllarda var olan Hıdırellez Panayırı'nın devamı olarak Hıdırellez Festivali başladı. İlk başkanımız merhum Abdurahman Yaşar önderliğinde, Makedonya'dan önde gelen medya mensupları, öğretmenler, aydınlar ve Doğu Makedonya halkı bu kültür, eğitim ve geleneksel sportif aktiviteleri başlattı. O ilk yıllarda ben de çalışma komisyonlarında yer alarak festivale iştirak ettim. İki yıl sonra, 1993'teki yönetim değişikliği ile Festival Başkanı görevine atandım ve o günden bugüne bu görevim devam etmektedir.
32 yıl... Dile kolay. Her yıl binlerce insanı, onlarca farklı kültürel ekibi bir araya getiren bu başarının ve sürdürülebilirliğin sırrı nedir?
Aslında ortada özel bir sır yok. Sadece canı gönülden çalışmak ve ekip çalışmasına önem vermek var. Yöre halkı olarak Hıdırellez panayırlarını düzenleme alışkanlığımız zaten mevcuttu. Yakın yöreler birbirini tanır, dertleşir, paylaşırdı. Festival kimliği kazanınca, etkinliğimiz yavaş yavaş önce tüm Makedonya'ya, ardından Avrasya'ya ve dünyaya yayıldı. Festival çalışmaları herkese açıktı; çok sayıda genç, orta yaşlı ve tecrübeli arkadaşımız festival komitelerinde ve yönetiminde yer aldı.
Bu yolculukta medyanın desteği çok önemliydi. İlk yıllarda Birlik, MRTV Radyo ve Televizyonu, daha sonra TRT, Yeni Balkan ve diğer kuruluşlar bize büyük destek oldu. Festivalin ilk yıllarından itibaren Ankara'dan Prof. Dr. İrfan Ünver Nasrattınoğlu'nun (HKAK) 30 yıldır süren değerli hizmetleri var. Hatta son 15 yılda, 4-5 kez başkan adayı çıkmayınca en yakın komite üyelerimle birlikte göreve devam etmek durumunda kaldım. Bu uzun yolculukta iyi ve sevinçli günler kadar, zor ve üzücü yıllar da geçirdik. Ama içimizdeki Türk sevdasıyla her zorluğu aştık. Elbette, yapılacak daha çok iş var.

Böylesine uluslararası ve geniş katılımlı bir etkinliği düzenlerken karşılaştığınız en büyük zorluklar nelerdir? Özellikle lojistik, finansman ve uluslararası koordinasyon konusunda ne gibi engellerle mücadele ediyorsunuz?
İlk yıllarda olduğu gibi, bugün de en başta maddi sıkıntılar geliyor. Garantili bir bütçemizin ve belirli bir destek mekanizmasının olmayışı, işimizi her sene zora sokuyor. Makedonya Kültür Bakanlığı, hak ettiğimiz desteği maalesef vermiyor; aldığımız destek çok düşük ve her yıl bir belirsizlik devam ediyor. UNESCO etkinliği olmamız bile bu durumu pek fazla değiştirmedi.
En büyük desteğimiz Anavatan Türkiye Cumhuriyeti'ndendir. TİKA'nın gelişinden itibaren kesintisiz en büyük destek TİKA Başkanlığı'ndan gelmiştir. Ayrıca T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın, Güreş Federasyonu'nun destekleri önemliydi. Son yıllarda Halkbank, TÜRKSOY ve diğer kuruluşlar da destek veriyor. Altyapı konularında Valandova Belediyesi'nden kayda değer bir destek görülememiştir. En büyük zorluklarımız; bir dernek binamızın olmayışı, maaşlı (kadrolu) bir icra müdürümüzün bulunmaması ve devlet tarafından garanti bir asgari bütçeye bağlanmamamızdır. Bu sebeplerden dolayı, yeni yönetimde görev almak isteyen gençlerimizin sayısı da her geçen gün azalmaktadır.
Festivalin UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi'nde yer alması, omuzlarınıza nasıl bir sorumluluk yüklüyor? Bu statü, organizasyon sürecini nasıl etkiliyor?
Başta T.C. Kültür Bakanlığı, Makedonya Kültür Bakanlığı ve derneğimizin ortak çalışmasıyla altı yıl süren bir serüvenin ardından 2017'de bu başarıya ulaştık. Ancak bu statüyle birlikte sorumluluğumuz ve yükümüz arttı. Çok üzülerek söylüyorum ki, devlet tarafından bu konuyla ilgili hiçbir ek destek almadık. Biz Dünya Mirası Listesi'ne girdik, fakat Makedonya nezdinde festival olarak aldığımız destekler her yıl azalmaktadır. UNESCO listesinde olmamız, yetkililerin bize karşı tavırlarını veya desteklerini maalesef değiştirmemiştir.
TİKA ve TÜRKSOY gibi Türkiye Cumhuriyeti kurumlarının yanı sıra uluslararası desteklerin de olduğunu görüyoruz. Bu işbirlikleri, festivalin geleceği için ne kadar kritik bir öneme sahip?
Daha önce de söylediğim gibi, ne yazık ki dünya ve Avrasya bizi tanısa da (42 yıllık Yağlı Güreşlerimizle, UNESCO listesindeki Hıdırellez adetlerimizle, 27 yıllık Türk Kültür Sempozyumumuz ve Balkan Halk Oyunları ekiplerimizle) Makedonya devleti bizi görmezden gelmektedir. Bu durum mutlaka değişmelidir. Bizi ayakta tutan, Anavatan Türkiye'nin devlet kuruluşlarıdır; başta TİKA olmak üzere, son yıllarda Yunus Emre Enstitüsü (YEE), TÜRKSOY ve Halkbank'ın destekleri bizim için hayati önemdedir.
Hıdırellez geleneğini yaşatmanın ötesinde, bu festivalin bölge halkı, özellikle de gençler üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu gözlemliyorsunuz? Kültürel aktarım misyonunuzu başardığınıza inanıyor musunuz?
Biz bu yolculuğa başlarken temel amacımız Doğu Makedonya'ya eğitim ve kültür sevgisini aşılamaktı. 1990'lı yıllarda ilk ve ortaöğretime (liseye) gitme oranı çok düşüktü. 30 yıl sonra bu sorunun büyük ölçüde aşıldığını görüyoruz. Bu mücadeleyi hem derneğimiz hem festival komitesi hem de tüm aydınlarımız birlikte verdi. Festival sayesinde Kazakistan, Türkiye ve KKTC'de çok sayıda talebe okutturduk. Çalıklı'da sekiz yıllık Türkçe okul açılmasını sağladık. Ancak yaptıklarımızı yeterli görmüyoruz. Yapılacak daha çok iş var. Türk yerleşim yerleri altyapı konusunda dışlanmış durumda, iş bulma zorlukları devam ediyor. Türklerin sistemdeki temsiliyet sorunlarını çözmek gerekiyor. Göçler hâlâ devam ediyor. Dediğim gibi, yapılacak daha çok işimiz var.
32. yılı geride bırakırken, Festival Komitesi olarak gelecek yıllara dair vizyonunuz nedir? Hıdırellez Bahar Şenlikleri'nde önümüzdeki yıllarda ne gibi yenilikler göreceğiz?
Vizyonumuzun ilk sırasında, yeni yönetime genç nesilleri dahil etmek var. Diğer önceliklerimiz ise şunlardır: Kadrolu bir icra müdürü meselesini çözmek, en büyük hayalimiz olan 'Hıdırellez-Yörük Evi' projesini yani dernek ofis binamızı hayata geçirmek, Balkan Türkleri arasındaki kültürel gidiş gelişleri artırmak, programlarımızda hem katılımı hem de kaliteyi yükseltmek ve bu programları Makedonya'nın değişik yerlerine yayabilmektir.
Doç. Dr. Şenol Tahir'in sözleri, bir hayalin nasıl gerçeğe dönüştüğünü ve bir bölgeye nasıl umut aşıladığını kanıtlıyor. 32 yıldır süren bu muazzam gelenek, Dr. Tahir ve ekibinin "Türk sevdası" ile beslenen sarsılmaz kararlılığının bir eseri. Anavatan Türkiye'nin de güçlü desteğiyle filizlenen bu çaba, UNESCO mirası gibi uluslararası başarılarla kök salarak gücünü ispatlamıştı. Hem Türkiye hem de Makedonya ilgili makamlarından gelecek güçlü desteklerin, bu yükselişi daha da ileriye taşıyacağına olan inancımız tam. Hıdırellez ateşi, bu adanmışlık sayesinde bugün her zamankinden daha güçlü yanıyor ve gelecek nesillerin yolunu aydınlatmaya devam ediyor.
Gazete olarak biz de, Dr. Şenol Tahir gibi kültürümüze sahip çıkan bu değerli isimlerin çalışmalarının daima takipçisi olmaya kararlıyız.
Fehmi Skender



