
Ömrünü maarif davasına ve nesillerin inşasına vakfeden, hem okul yöneticiliğiyle eğitim camiamıza yön veren hem de kaleme aldığı eserlerle kültürel hafızamıza silinmez notlar düşen kıymetli eğitimci Sami İslamoğlu ile bir araya geldik. Sayın İslamoğlu, imzalayarak şahsıma takdim ettiği kıymetli eseriyle bizleri onurlandırmakla kalmadı; bu nazik jest, geçmişten geleceğe uzanan derinlikli bir sohbetin de kapılarını araladı. Kendisi yalnızca müfredatı aktaran bir öğretmen değil; eğitimcilik vazifesinin sınırlarını aşan, topluma yön veren bir kültür insanıdır.
1962 yılında Raptişta’da dünyaya gelen İslamoğlu, tahsil hayatına memleketinde başlamış, liseyi Gostivar’da, yükseköğrenimini ise Üsküp "Aziz Kiril ve Metodius" Üniversitesi Pedagoji Fakültesi'nde tamamlamıştır. İlim yolculuğunu Priştine Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü ile taçlandıran İslamoğlu, akademik ihtisasını ise medeniyetimizin beşiği İstanbul’da, Türk Dili ve Edebiyatı alanında yaptığı yüksek lisans ile kemale erdirmiştir. Meslek hayatına 1987 yılında Raptişta "Çede Filiposki" İlköğretim Okulu’nda adım atan İslamoğlu, 2006 yılından bu yana aynı kurumda idareci olarak hizmet vermektedir. Görev süresi boyunca okula çağdaş bir vizyon kazandıran İslamoğlu; yeni eğitim binası, spor salonu ve modern teknolojik donanımlar gibi büyük ölçekli yatırımlara öncülük ederek, okulunu ülkenin en prestijli eğitim müesseselerinden biri haline getirmiştir. Sivil toplum ve neşriyat dünyasında da iz bırakan hocamız; Birlik, Prosvetno Delo ve Hikmet dergilerindeki makaleleri, ADEKSAM bünyesindeki yöneticiliği ve Cumhurbaşkanlığı düzeyindeki uluslararası projelerdeki koordinatörlüğüyle çok yönlü bir portre çizmektedir. Halen okul müdürlüğü görevini ifa eden İslamoğlu, mesleki zirvesinde onurlu bir emeklilik dönemine hazırlanmaktadır.

Sayın Hocam, meslek hayatınızın en başına dönecek olursak; sizi eğitim camiasına yönlendiren, öğretmenlik mesleğini bir yaşam biçimi olarak seçmenize vesile olan temel motivasyon neydi?
- Hayatımda ilgi duyduğum iki meslek vardı: Biri öğretmenlik, diğeri sunuculuktu. Bizim ilkokul yıllarımızda öğretmenlik çok büyük değer görürdü. Öğretmen sadece bilgi aktaran kişi değil; aynı zamanda öğrencilerin kişisel ve duygusal gelişimlerini destekleyen bir rehber, bir rol model ve toplumun doğal lideriydi. Bu liderlik vasıfları ve topluma hizmet etme arzusu bende ağır bastı ve tereddüt etmeden öğretmenliği seçtim.
Gerek akademik yolculuğunuzda gerekse kariyer basamaklarını tırmanırken arkanızdaki itici güç kimlerdi, en büyük desteği kimlerden gördünüz?
- Tüm akademik yolculuğum boyunca en büyük dayanağım ve sığınağım şüphesiz ki ailem olmuştur. Gerek sundukları maddi imkânlar gerekse sağladıkları manevi motivasyon ile her zaman yanımda hissettiğim destekleri, benim için paha biçilemezdir. Ailemin yanı sıra, hayatım boyunca kendime örnek aldığım, bilimsel duruşu ve kişiliğiyle yolumu aydınlatan çok kıymetli dayım, değerli bilim insanı Prof. Dr. Yusuf Hamzaoğlu’na da rehberliği ve sarsılmaz desteği için minnettarım.
Eğitimci kimliğinizin yanı sıra güçlü bir araştırmacı ve edebiyatçı yönünüz de var. Edebiyata olan bu tutkunuzun kıvılcımı ilk ne zaman ve nasıl çakıldı?
- Edebiyata karşı sevgim daha ilkokul sıralarındayken filizlendi. O yıllarda efsanevi "Birlik" gazetesi bünyesinde yayımlanan "Tomurcuk" ve "Sevinç" çocuk dergileri ile "Sesler" gibi toplum, bilim ve sanat dergileri elimizden düşmezdi. Bu yayınlar bölgedeki çocuk edebiyatının gelişmesinde hayati bir rol oynadı. Bizler de bu dergilerle büyüyerek hem Türkçemize hem de Türk edebiyatına gönül verdik. O dergilerin eğitimimize katkısı paha biçilemezdi.
Hem Anavatan Türkiye hem de Rumeli coğrafyası çok zengin bir edebi mirasa sahip. Sizin edebi kişiliğinizin şekillenmesinde rol oynayan, kendinize rehber edindiğiniz başucu yazarlarınız kimlerdir?
- Türk edebiyatı derya deniz bir alan; her iki coğrafyada da çok güçlü kalemlerimiz var. İsim seçmekte inanın zorlanıyorum çünkü hepsi birbirinden kıymetli. Ancak Türkiye’den Ahmet Hamdi Tanpınar, Halide Edip Adıvar, Peyami Safa, Ziya Gökalp, Namık Kemal, Fuad Köprülü, Yahya Kemal Beyatlı ve Tarık Buğra ilk aklıma gelenler. Balkanlardaki Türk edebiyatçıları ise bizim için çok özeldir. Onlar İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra buradaki Türk varlığının küllerinden yeniden doğmasını sağladılar. Necati Zekeriya, Şükrü Ramo, Fahri Kaya, İlhami Emin ve Avni Engüllü gibi isimler, özellikle çocuk edebiyatımızın ve çağdaş edebiyatımızın öncüleri olarak rehberimiz oldular.

"Birlik Gazetesi’nde Yayımlanan Yazıların Bibliyografyası"adlı eserinizden bahseder misiniz? Bu kapsamlı çalışma okuyucuya ve araştırmacılara neler sunuyor?
- Bu kitap aslında, "Osmanlı Dönemi", "Yugoslavya Krallığı Dönemi" ve "II. Dünya Savaşı Sonrası" gibi tarihsel süreçlerde buradaki Türk basınının serüvenini ele alıyor. Özellikle "Birlik" gazetesinin kurulması, gelişmesi ve kapanması süreçlerini detaylandırıyor. Eseri hazırlarken çok geniş bir kaynak taraması yaptım. "Birlik" ve "Nova Makedoniya" gazetelerinin arşivlerini, Üsküp "Kliment Ohridski" kütüphanesini ve çeşitli kurumların arşivlerini didik didik ettim. Yayımlanmış ve yayımlanmamış belgeleri inceleyerek, Birlik gazetesinde çıkan yazıların bir bibliyografyasını oluşturmaya muvaffak oldum.
Böylesine titiz bir arşiv çalışmasının basım sürecinde kimlerin katkısı bulundu?
- Kitabın basım maliyetinin büyük bir bölümünü kendi öz kaynaklarımla karşıladım. Kalan kısmı için ise Vrapçişte Belediye Başkanı Sayın İsen Şabani maddi destek sağladı. Sanata ve kültüre verdiği bu değerden dolayı kendisine huzurlarınızda bir kez daha teşekkür ediyorum.
Bu eseri kaleme alırken temel amacınız neydi? Basın tarihi ve kültürü açısından bu kitabın üstlendiği misyonu nasıl tanımlarsınız?
- Bu çalışma esasen benim yüksek lisans tezimdi. "Birlik" gazetesini incelerken edebiyata gösterilen ilgiyi, Türkiye’deki edebi akımların buradaki yansımalarını ve aydınların etkileşimlerini gün yüzüne çıkarmak istedim. Amacım, edebiyat alanında çalışacak gelecek kuşak araştırmacılara küçük de olsa bir yol haritası bırakmaktı. Bunun ötesinde; bu topraklarda Türkçe yayımlanmış her eser, buradaki varlığımızın tapusudur, en büyük delilidir. Bu kitap da dilimizin yaşadığının ve yaşatıldığının bir kanıtı olarak arşivlerdeki yerini alacaktır.
Bir yanda kitap yazmanın gerektirdiği sabır ve derinlik, diğer yanda dijital çağın hızı... Teknolojinin gölgesinde yetişen günümüz gençliğini ve okuma kültürünü bir eğitimci gözüyle nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Kitap yazmak meşakkatli, sabır ve bol okuma gerektiren bir süreçtir. Teknoloji ise baş döndürücü bir hızla ilerliyor. Teknolojinin bilgiye hızlı erişim, interaktif öğrenme gibi muazzam faydaları var; bunlar inkar edilemez. Ancak gençlerimiz teknolojiyi aşırı ve bilinçsiz kullandığında; dikkat eksikliği, sosyal izolasyon, uyku bozuklukları ve siber zorbalık gibi ciddi tehditlerle karşı karşıya kalıyorlar. Teknoloji, doğru kullanan için bir nimet; esiri olan için ise büyük bir zarardır.
Uzun yıllar süren idarecilik ve öğretmenlik serüveninizin sonuna yaklaşıyorsunuz. Emeklilik dönemi için planlarınız nelerdir?
- Henüz resmen emekli olmadım, inşallah birkaç ay içinde emekliğe ayrılacağım. Şu an için plan yapmaktan ziyade süreci tamamlamayı bekliyorum; emekli olduktan sonra zamanımı nasıl değerlendireceğime o günlerin şartlarına göre karar vereceğim.
On yıllık bir emeğin ürünü olan bu kitabınızın ardından, heybenizde birikmiş başka projeler veya yeni kitap çalışmaları var mı?
- Evet, bu kitabı basabilmek için on yıl bekledim. Elbette yazma tutkum devam ediyor. Emekli olunca şayet şartlar ve imkânlar elverirse, kafamdaki yeni kitap projelerini hayata geçirmeyi çok istiyorum.

Son olarak, tecrübeli bir eğitim çınarı olarak, hayat yolculuğunun henüz başındaki gençlere kılavuzluk edecek altın değerindeki tavsiyeleriniz nelerdir?
- Gençlik, geri gelmeyen çok kıymetli bir hazinedir. Gençlere tavsiyem; önce zamanlarının kıymetini bilsinler. Hayatlarının her evresinde kendilerine somut hedefler koysunlar. "Yaşam boyu öğrenme" felsefesini benimseyerek kendilerini sürekli geliştirsinler. İlgi alanlarını keşfetsinler, sorumluluk almaktan korkmasınlar. İyi bir eğitim alsınlar, mutlaka yabancı dil öğrensinler ve empati yeteneklerini geliştirsinler. Kısacası, gençlik yıllarını geleceğe yatırım yaparak en iyi şekilde değerlendirsinler.

Edebiyata ve eğitime vakfettiği ömrüyle toplumumuza ışık tutan Sayın Sami İslamoğlu’na, hem bizleri onurlandıran nazik kitap takdimi hem de sorularımıza verdiği içten yanıtlar için şükranlarımızı sunuyoruz. Kendisine yaklaşan emeklilik hayatında sağlık, afiyet ve yeni eserlerle taçlanacak huzur dolu bir dönem diliyoruz.
Bu vesileyle; gazetemizin de tıpkı değerli hocamızın şiar edindiği gibi, kültürel değerlerimizi yaşatma ve gelecek nesillere aktarma gayesiyle, aynı inanç ve kararlılıkla yayın hayatına devam ettiğini tüm okurlarımıza saygıyla bildiririz."


