Sevgi Veliu

 

Ramazan…
Bazıları için takvimdeki bir aydır.
Ama bazı evlerde…
Ramazan sadece bir ay değildir.
Bir hatıradır.
Bir koku…
Bir ses…
Ve yıllar geçse bile değişmeyen bir gelenektir.

Bizim evde Ramazan,
henüz gökyüzünde hilal görünmeden başlardı.

Ramazan’a günler kala evlerde bir telaş olurdu.
Annemiz, teyzelerimiz, komşularımız…
Her evde temizlik başlardı.
Pencereler açılır, halılar silkelenir, mutfaklar baştan aşağı temizlenirdi.
Sanki sadece evler değil,
kalpler de Ramazan’a hazırlanırdı.

Ramazan’dan bir gün önce ise bizim için ayrı bir heyecan olurdu.
Hacı Murat Kur’an kursunun öğrencileri toplanır,
hep birlikte camiyi temizlerdik.
Caminin halıları süpürülür, avlusu yıkanırdı.
Çünkü biliyorduk ki,
ertesi gün Ramazan başlayacaktı.
Ve biz Ramazan’ı
tertemiz bir camiyle karşılamak isterdik.

Ayrıca Ramazan’dan bir gün önce sabahın erken saatlerinde,
davulcu davulunu çalarak mahalle mahalle dolaşırdı.
Herkese Ramazan’ın geldiğini haber verirdi.

Sonra mutfaktan gelen kokular değişirdi.
Çünkü bizim yörede Ramazan demek,
bir başka lezzet demekti.

“Kravayçe…”
Ramazan için özel yapılan o ekmek.
Fırından çıktığında kokusu bütün mahalleyi sarardı.
Sanki mahalleye şöyle derdi:
“Ramazan geliyor.”

O ekmek daha sonra küçük parçalara ayrılırdı.
Ve sahurda…
yağ ve suyla ıslatılıp yenirdi.

Sahur soframız çoğu zaman işte böyleydi.
Sade ama bereketli…

Ama sahurun en güzel tarafı yemek değildi.
Birlikte uyanmaktı.

Evin en küçüğü bile sahura kalkardı.
Oruç tutmasa bile…
“Ben de sizinle sahur yapacağım” derdi.
Uykulu gözlerle sofraya oturur,
iki lokma yer,
Sonra başını masaya koyup tekrar uyurdu.

Ama onun için önemli olan şey belliydi:
Ailenin bir parçası olmak.

Gündüzleri ise Ramazan başka yaşanırdı.
Mahallenin hanımları,
Hacer hocanın düzenlediği mukabeleye giderdi.
Kur’an sesleri evlere kadar ulaşırdı.
Mahallede bir huzur olurdu.
Bir sakinlik…
bir bereket…

Mukabeleden sonra ise Kur’an kursu öğrencileri camide kalırdı.
Çünkü Ramazan boyunca yapılacak programlar için hazırlık yapılırdı.

Özellikle iki gece herkes için çok özel olurdu.
Kadir gecesi…
Ve her yıl düzenlenen büyük iftar programı.

Bu programı herkes heyecanla beklerdi.
Öğrenciler günler öncesinden hazırlık yapardı.

Kadir gecesi geldiğinde cami dolup taşardı.
Programdan sonra ise
Selda abla eşliğinde tesbih namazı kılınırdı.

O gece camide ayrı bir huzur olurdu.
Sanki zaman biraz daha yavaş akardı.

İftar vakti yaklaştıkça evlerde hareket başlardı.
Anneler mutfakta.
Tencereler kaynar.
Sofralar hazırlanır.
Her evde ayrı bir telaş.
Ama aynı bekleyiş.

Çocuklar için ise Ramazan’ın en zor kısmı…
İftar saatini beklemekti.
Dakikalar geçmezdi.
Saatler yavaş ilerlerdi.

Ve iftardan birkaç dakika önce…
Mahallenin bütün çocukları bir yerde toplanırdı.
Herkes kulağını ezana verirdi.
Bir sessizlik olurdu.

Ve ezan okunur okunmaz…
Çocuklar koşarak evlerine giderdi.

Sokaklarda aynı ses yankılanırdı:
“OKUDİİİ”

Sanki sadece kendi evlerine değil,
bütün mahalleye haber verirlerdi.

İftar sofraları…
Sadece yemek değildi.
Aileydi.
Bereketti.
Paylaşmaktı.

İftardan sonra bazen komşulara gidilirdi.
Tatlılar yenirdi.
Kahveler içilirdi.
Sohbetler uzardı.

Sonra mahalle yavaş yavaş camiye doğru yürürdü.
Çünkü teravih vakti gelmişti.

Caminin içinde büyükler huşu içinde namaz kılarken,
Çocuklar,
Biraz namaz kılar,
sonra kendi dünyalarına dönerdi.
Aralarında oyun oynar,
koşar, gülerlerdi.

Ramazan ilerledikçe
başka bir heyecan başlardı.
Bayram yaklaşıyordu.

Arife günü ise mahallede ayrı bir gelenek yaşanırdı.
Komşulardan kim nohutlu maya yaptıysa,
ondan maya alınırdı.
Ve o mayayla mayalı ekmekler yapılırdı.

Evlerde bayram temizliği yapılırdı.
Eksikler tamamlanırdı.
Alışverişler başlardı.

Like ablanın dükkânından eksikler alınırdı.
Mürvet abla ve Süella ablaya gidilir,
saçlarımız kestirilirdi.

Yeni alınan bayramlıklar
terzi Cilda abla ve Pürüze ablanın elinden geçerdi.

Süzan ablanın dükkânından
misafirlere ikram etmek için çikolatalar alınırdı.

Bazen iftar soframıza
Didar ablanın meşhur çorbası da gelirdi.

Ama çocukların aklında başka şeyler olurdu.
Oruçluyken bile…
Mefo ve Caner abinin hamburgerlerinin hayalini kurardık.

Çünkü bayram günü,
O hayaller gerçek olacaktı.

Bayramdan bir gün önce de,
yine sabahın erken saatlerinde davulcu çıkar,
mahalle mahalle dolaşarak bu kez bayramın geldiğini haber verirdi.

Bayramdan önce Kur’an kursu öğrencileri bir araya gelir
yardım paketleri hazırlar ve ihtiyaç sahiplerine dağıtırdı.

Çünkü Ramazan sadece aç kalmak değil,
paylaşmayı öğrenmekti.

Ve sonunda…
Bayram sabahı gelirdi.

Evde büyük bir kahvaltı hazırlanırdı.
Aile sofranın etrafında toplanırdı.

Sonra bayram ziyaretleri başlardı.
Akrabalar gezilirdi.
Büyüklerin elleri öpülürdü.

Ve en güzel kısmı…
Harçlıklar toplanırdı.

İşte…
Bizim evde Ramazan böyleydi.

Belki çok gösterişli değildi.
Ama çok gerçekti.
Çok samimiydi.

Çünkü Ramazan…
En güzel halini
ailede bulurdu.

Ve bazı hatıralar vardır…
Yıllar geçse bile değişmez.

Ramazan gelir…
Ve o hatıralar yeniden yaşar.

Çünkü bazı Ramazanlar…
Hiç bitmez.
Kalpte yaşamaya devam eder.