Kuzey Makedonya’da yükseköğretim sistemini yeniden düzenlemeyi amaçlayan yeni yasa teklifi, “kaliteyi artırma” iddiasıyla sunuluyor. Ancak bu iddianın arkasına gizlenen yaklaşım, dikkatle incelendiğinde, akademiyi güçlendirmekten çok sınırlandırma riskini barındırıyor. Çünkü bu taslak, kaliteyi artırmayı daha zor kriterler koymakla eşdeğer gören klasik ve sorunlu bir anlayışın ürünüdür.

Bugün önerilen model, akademik ilerlemeyi teşvik eden bir sistem değil; aksine, belirli kalıplara uymayanları dışlayan, esnekliği ortadan kaldıran ve akademiyi giderek dar bir elit yapıya dönüştüren bir düzenleme niteliği taşımaktadır.

Ağırlaştırılmış kriterler: Kalite değil, bariyer üretimi

Yeni yasa teklifinde doçentlik ve profesörlük için getirilen kriterler, yüzeyde kaliteyi ölçmeye yönelik görünse de, gerçekte akademik yükselmeyi zorlaştıran çok katmanlı bir bariyer sistemi oluşturmaktadır.

Uluslararası indeksli yayın zorunluluğu, h-endeksi, belirli sayıda makale ve ek olarak geçmiş akademik performansa dayalı kriterler; birlikte değerlendirildiğinde, yalnızca üretkenliği değil, aynı zamanda sistem içi uyumu ödüllendiren bir mekanizmaya dönüşmektedir.

Bu yaklaşımın temel sorunu şudur:

Kaliteyi artırmak ile erişimi zorlaştırmak birbirine karıştırılmaktadır.

Tek tip ölçüm: Bilimin doğasına aykırı bir yaklaşım

Yasa teklifinin en ciddi yapısal hatalarından biri, tüm akademik alanları aynı kriterlerle değerlendirmeye çalışmasıdır.

Web of Science ve Scopus indeksleri, doğa bilimlerinde önemli göstergeler olabilir. Ancak sosyal bilimler, hukuk, eğitim bilimleri ve sanat alanlarında akademik değer çok daha farklı biçimlerde ortaya çıkar.

Bu alanlarda: Monografiler, Kitap bölümleri ve Ulusal dilde yazılmış özgün eserler çoğu zaman uluslararası indeksli bir makaleden daha yüksek akademik katkı sunar. Buna rağmen tek tip bibliyometrik yaklaşımın dayatılması, belirli disiplinleri sistematik olarak değersizleştirir. Bu, kaliteyi yükseltmez; akademik çeşitliliği yok eder.

Gelişmiş Avrupa Birliği devletleri örnekleri:

Gelişmiş Avrupa Birliği ülkeleri incelendiğinde, Kuzey Makedonya’nın önerdiği modelin tersine bir yaklaşımın benimsendiği açıkça görülmektedir.

Almanya’da profesörlük süreci merkezi bir yasa ile detaylı kriterlere bağlanmaz; üniversiteler kendi ihtiyaçlarına göre adayları değerlendirir. Habilitasyon veya eşdeğer akademik başarı aranır, ancak bu süreç esnektir ve adayın bilimsel katkısına odaklanır.

Hollanda’da akademik yükseltmeler, yalnızca yayın sayısına değil; eğitim kalitesi, proje yönetimi, toplumsal katkı ve akademik liderlik gibi çok boyutlu kriterlere dayanır. “Recognition and Rewards” (Tanıma ve Ödüllendirme) modeli, akademiyi tek tip performans ölçümünden uzaklaştırmayı hedefler.

Finlandiya’da ise üniversiteler geniş özerkliğe sahiptir ve akademik kadro seçiminde merkezi kriterlerden ziyade kurum içi değerlendirme süreçleri belirleyicidir. Bu model, uluslararası akademisyenlerin sisteme entegrasyonunu kolaylaştırır.

Bu örneklerin ortak noktası açıktır:

Kalite, merkezi ve katı kurallarla değil; esneklik, çeşitlilik ve özerklikle sağlanır.

 

Genç akademisyenler için daralan sistem

Yeni düzenleme, mevcut akademik kadroları büyük ölçüde korurken, genç akademisyenler için daha ağır bir sistem öngörmektedir.

Bu durum, akademik kariyerin başlangıç aşamasında olan bireyler açısından ciddi bir eşitsizlik yaratmaktadır. Daha yüksek bariyerlerle karşılaşan yeni nesil, sistemden uzaklaşmakta veya yurtdışına yönelmektedir.

Bu sadece bireysel bir kayıp değil; ülkenin akademik geleceği açısından stratejik bir risktir.

Kalite adı altında daralma

Mevcut yasa teklifi, yüzeyde kaliteyi artırmayı hedeflese de derinlemesine incelendiğinde akademik alanı daraltan bir yapı ortaya koymaktadır.

Bu yaklaşım sürdürülebilir değildir. Çünkü akademi, sınırlamalarla değil; özgürlük, çeşitlilik ve rekabet ile gelişir.

Kuzey Makedonya’nın önünde net bir tercih bulunmaktadır:

Ya akademiyi merkezi ve katı kurallarla kontrol altına alacak, ya da Avrupa’nın izinden giderek esnek, açık ve rekabetçi bir sistem kuracaktır.

Gerçek kalite, zorlaştırılmış yolların sonunda değil; doğru tasarlanmış sistemlerin içinde ortaya çıkar.

 

Prof. Dr. Muhittin Kahveci