Yazan: Prof.Dr. İrfan Morina

 

Türk kültür ve fikir hayatında bazı şahsiyetler vardır ki yalnızca yaşadıkları dönemi değil, kendilerinden sonra gelen nesilleri de derinden etkilerler. Şemsettin Sami Bey işte bu isimlerden biridir. O, sadece bir yazar, sözlükçü veya dil bilgini değil; aynı zamanda Türk ve Arnavut kültür dünyaları arasında kalıcı bir köprü kurmayı başarmış büyük bir münevverdir.

Bugün Türkiye’de Şemsettin Sami adı anıldığında akla öncelikle Kamus-ı Türkî gelir. Gerçekten de bu eser, Türk dilinin tarihindeki en önemli sözlüklerden biridir. Ancak Şemsettin Sami’nin hizmetleri yalnızca bundan ibaret değildir. Roman, tiyatro, tarih, dil, eğitim ve ansiklopedi alanlarında ortaya koyduğu eserler, Osmanlı-Türk modernleşmesinin temel taşları arasında yer almaktadır.

Ne var ki Balkanlar’da yaşayan Türkler ve Arnavutlar açısından Şemsettin Sami’nin ayrı bir anlamı vardır. Çünkü o, iki kültür dünyasını birbirine düşman değil, birbirini tamamlayan iki zenginlik olarak görmüştür. Onun eserlerinde millî kimlik ile kültürel çoğulculuk arasında dikkat çekici bir denge bulunmaktadır.

Ben, yaklaşık kırk yılı aşkın bir süredir Şemsettin Sami üzerine çalışan bir araştırmacı olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki; Sami Bey’in eserlerini okuyup da onun ilim ve kültür anlayışına hayran kalmamak mümkün değildir. İstanbul kütüphanelerinde, sahaflarda ve arşivlerde geçirdiğim yıllar boyunca onun kaleme aldığı pek çok eserin izini sürdüm. Her yeni eserinde aynı titizlikle karşılaştım: Bilgiye dayanan bir yaklaşım, sağlam bir dil şuuru ve topluma hizmet etme arzusu.

Bugün Balkanlar’da yaşayan Türk topluluklarının kültürel hafızasında Şemsettin Sami’nin özel bir yeri vardır. Çünkü o, yalnızca Osmanlı aydını değil, aynı zamanda Balkan coğrafyasının yetiştirdiği büyük bir kültür adamıdır. Onun eserleri, Türkiye ile Balkanlar arasındaki tarihî bağların anlaşılmasında da önemli bir anahtar niteliğindedir.

Son yıllarda Şemsettin Sami’nin eserlerini yeniden yayımlamak ve yeni nesillerle buluşturmak için çeşitli çalışmalar yürütülmektedir. Bu çabalar sadece bir yazarı hatırlama gayreti değildir. Aynı zamanda ortak tarihimize, ortak kültürümüze ve ortak hafızamıza sahip çıkma mücadelesidir.

Bugün dijital çağın bütün imkânlarına rağmen genç nesillerimizin klasik eserlerden giderek uzaklaştığı bir gerçektir. İşte tam da bu sebeple Şemsettin Sami gibi fikir adamlarının yeniden okunması büyük önem taşımaktadır. Çünkü onun eserlerinde yalnızca geçmişin bilgisi değil, geleceğin de işaretleri bulunmaktadır.

Türkiye ile Balkanlar arasında asırlardır süregelen kültürel bağlar vardır. Bu bağların en güçlü temsilcilerinden biri de şüphesiz Şemsettin Sami’dir. Onu anlamak, yalnızca bir yazarı anlamak değildir; aynı zamanda ortak tarihimizin ve medeniyetimizin köklerini anlamaktır.

Aradan geçen bir asırdan fazla zamana rağmen Şemsettin Sami hâlâ yaşamaktadır. Eserlerinde, fikirlerinde ve yetişmesine katkı sağladığı kültür dünyasında yaşamaya devam etmektedir. Bizlere düşen görev ise bu büyük münevveri yeni nesillere doğru tanıtmak ve onun bıraktığı ilmî mirası yaşatmaktır.

Çünkü milletler, yalnızca topraklarıyla değil; yetiştirdikleri büyük şahsiyetlerle de ayakta kalırlar. Şemsettin Sami de Türk kültür tarihinin ayakta tuttuğu o büyük şahsiyetlerden biridir.