“İsmim Beyda Veliya, Kalkandelenliyim; burada doğup büyüdüm. Üniversitede güzel sanatlarda okuyorum.”

Sanat yolculuğuna erken yaşlarda başlayan Veliya, bugün resimlerinde renklerin ötesine geçen bir ışık ve duygu hassasiyetiyle üretmeye devam ediyor. Onunla ilhamını, sanat anlayışını ve hayallerini konuştuk.

Resim yapmaya ilk başladığında seni en çok etkileyen şey neydi ve bugün bu etki nasıl değişti?

“Resme ilk başladığımda beni en çok etkileyen şey renkler ve renklerin birbirine karışma anıydı özellikle sulu boyada o kontrolsüz ama büyülü akış beni tamamen içine çekiyordu, bugün ise renklerin ötesinde, ışığın nasıl duygular taşıdığını fark ettim artık sadece renkleri değil, ışığın yönünü, tonları farkediyorum ve önemini anlıyorum.”

Çalışmalarında en çok hangi duyguyu veya düşünceyi ifade etmeye çalışıyorsun?

“Çalışmamda anlatmak istediğim duygu hangisiyse onu ifade etmeye çalışırım, kendimi kısıtlamam bu konuda, her duygunun ifade edilmesi gerektiğini düşünürüm ve bunu güzel bulurum.”

İlhamın tükendiğinde kendini nasıl yeniden besliyorsun?

“İlham tükendiğinde kendimi zorlamak yerine dünyanın beni yeniden doldurmasına izin veriyorum. Uzun yürüyüşleri severim, ritmik adımlar zihnimi temizliyor, kısa yolculuklar, geziler, buluşmalar çok iyi geliyor, farklı yüzlere, farklı ışıklara bakmak beni yeniliyor, eski çalışmalarımı incelemek de her zaman işe yarıyor, bazen en iyi ilham sanata kısa bir ara vermek de olabiliyor.”

Kullandığın teknikler ve malzemeler zaman içinde nasıl evrimleşti? Şu an seni en iyi yansıtan hangisi?

“Başlangıçta hep karakalem çalışıyordum ve çizgiye bağlı kalıyordum, karakalem benim temelim oldu. Zamanla sulu boyanın akışkanlığına kapıldım, sonrasında yağlı boyayı keşfettim ve daha çok sevdim. Teknik açıdan beni kendine çekti, daha rahat ve çok daha iyi çizimler yapmaya başladım, yağlı boya zorlayıcı olsa da estetik açıdan daha doyurucu bir tekniktir, istediğin gibi çizebilmeni sağlar ama tabii sabır da gerektirir.”

Bir tablonu bitirdiğinde “tamam, işte bu” dediğin anı nasıl anlarsın?

“Aslında ne çizdiğine göre değişir, eğer kendini sınırlamadan net bir şeyler düşünmeden veya şunu çizeceğim demeden fikrini özgür bırakıp o anki his ve isteğine göre ilerleyeceksen bence o bitmez, her zaman katacağın veya değiştireceğin bir şeyler olur ama eğer bir doğa resmi yapıyorsan ya da bir portre çiziyorsan ordaki ‘işte bu kadar bitti’ demen için o baktığın manzarayı ya da insanı çizimine tam yansıtmış olmalısın ki ‘bu bitti’ diyebilesin.”

Sanat dünyasında seni en çok etkileyen isimler kimler ve onlardan ne öğrendin?

“Ben birçok hem bilinen hem çok ün salmamış bütün ressamları severim ve çalışmalarına bakarım, hepsinden öğrenebileceğim çok şey var ama illa bir isim vermem gerekirse Rembrand diyebilirim, kendisi ışığın ve gölgelerin ressamı olarak bilinir, resimlerindeki ışık gölge oyununu çok severim ya da Mark Maggiori, tablolarındaki temalar, ışıklar beni hep hayran bırakıyor. Johannes Vermeer de muhteşem bir sanatçıdır.”

Gelecekte sanatınla nasıl bir iz bırakmak istiyorsun? Hayalin nedir?

“Benim hiç net kesin hayallerim olmadı, her zaman birçok şey denemek, yapmak istemişimdir, hep yeni şeyler yapmak, yeni şeyler denemek, yeteneklerimi keşfetmek vardı düşüncemde ve yaptım da, umarım devamı da gelir ama eğer ilerideki mesleğimle bir şeyler yapmak istiyorsam onun bir parçası da kendi atölyemi açmak olurdu. Gençlere sanat üzerinden ilham verebilmek ve onlara yeteneklerine rehberlik etmek isterdim.”

Sanatını içgüdüleriyle, merakıyla ve ışığın büyüsüyle besleyen Beyda Veliya; her çizgisinde, her tonunda kendini yeniden keşfeden bir genç sanatçı. Onun yolculuğu, sadece kişisel bir ifade biçimi değil; aynı zamanda gelecekte kendi atölyesinde ilham vereceği gençlere uzanan bir umut ışığı taşıyor. Resimleri gibi kendisi de gelişmeye açık, doğal ve içten… Bu samimiyetin onu daha da ileriye taşıyacağı ise şimdiden belli.

Nazar ARSLAN