Edebiyatçılarda da bu yetenek olmalıdır. Yazma, süsleme, konuşma yetenekleri gibi. Bir yazar edebi bir tür yazarken gerektiği yerde uygun kelimeyi muhakkak kullanmalıdır, aksi taktirde (uygun kelime kullanılmamışsa) bir melek katili olmuşuz demektir. Sezai Karakoç, Geothe, Rilke, Ahmet Hamdi Tanpınar bu nedenle önemli yazar ve şairlerdir. Ayrıca, edebiyat yaptığımızda, edebiyat okuduğumuzda, gidemediğimiz, göremediğimiz yer ve kişileri tanımış oluruz. Edebiyat, sizlere bir “dünya vatandaşlığı” sunar. Ellerimize baktığımızda bir nesnenin ellerimizin bizlere, göze nasıl göründüğünü görürüz. Ama edebiyat bize bunu farklı gözle bakmamızı ve farklı görünmesini sağlar. Yazar, Sezai Karakoç’un Monna Rosa şiirinde bir kıtaya yer veriyor:
Ellerin, ellerin ve parmakların Bir nar çiçeğini eziyor gibi...
Ellerinden belli olur bir kadın. Denizin dibinde geziyor gibi Ellerin, ellerin ve parmakların.
Şimdi elleriniz sevgili oldu, elleriniz annenizin veya babanızın elinize harçlık bıraktığı da olabilir, el elden farklı anlamlar ve derinlikler kazandı.
Dil insanları iklimlere götürür. Farklı duygu yüklü edebiyat yazarlarının ürün ve eserlerini araştırıp önce kendimizden başlayıp yazmaya adım atarız. Türkiye’de her beş kişiden altısı şairdir, bu da insanı kültürün ön kurucusu haline getirir” sözlerine yer verdi Ömer Lekesiz. Ardından soru cevap şeklinde devam eden sohbet, kendisine yazarlığa olan merakının çocukluğundan mı yoksa herhengi birinin teşviki ile başladığı sorusu sorulduğunda, kitaplı bir aile içinde büyüyen yazar, önceleri yazıya meraklı olmadığını da belirtti, lâkin 1982 yılında bir dergide profesyonel yazı ile edebiyata ciddi bir titizlikle başladığını belirtti. Ardından: “Hakikat, eşyayı her ne ise öyle bilmek ve eşyayı kendi doğasına göre açıklamak. Hakikat, hareketten dolayı değişir” diyerek, edebiyata 35 yılını harcayan biri olarak eleştiri, deneme, öykü, inceleme ve söyleşileri ile halkın gönlünü kazandığını ve başarılara imza attığını görmekteyiz. Rabia Ruşid
Rabia Ruşid