“TÜRKÇENİN ÇEKİLMEDİĞİ YERLER VATANDIR” VATAN BALKANLARDA BİR TÜRKÇE SEVDALISI NUSRET DİŞO ÜLKÜ’NÜN TÜRKÇE ÜZERİNE ŞİİRLERİ

- 17-01-2022 10:12

                                                                                                                                                                Rabia Betül GÜREL *

                                                                                                             Doç. Dr. Üyesi Zeki GÜREL **

                                                                          *Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Enstitüsü Doktora Öğrencisi

                                                                                                                                           rbgurel16@hotmail.com

                                                      **Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Türkçe ve Sosyal Bilimler Eğitimi Bölümü

                                                                                                                                                              zekigurel@yahoo.com

1.Giriş

1.1.”Türkçenin Çekilmediği Yerler Vatandır”

“Türk Dünyası” kavramı, siyasetin ve siyasî sınırların dışında düşünülmesi ve değerlendirilmesi gereken bir kültür dünyasıdır. Türk Dünyası dediğimiz dünyanın sınırlarını “dil” belirler. Yani bu dünya Üsküplü Yahya Kemal Beyatlı’ın (Üsküp2.12.1884 –İstanbul 1.11.1958) da dediği gibi “Türkçenin çekilmediği yerlerdir.” Tarihî olarak derinliğine coğrafî olarak genişliğine bu dünya Türk Dünyasıdır. Bu konuda kullanılması gereken doğru kavram da “Türk Dünyası” veya “Türkistan” kavramıdır. Kazakistan’ın millî şairi Mağcan Cumabay’ın (Akmola/Kazakistan 25.6.1893-Kazakistan 19 Mart 1938) (Tamir, 1993) ve Özbekistan’ın millî şairi Abdülhamid Süleyman Çolpan’ın (Andican/Özbekstan-Taşkent/Özbekistan 4.10.1938) da (Özbay,1994) şiirlerinde belirttikleri “Türkistan” Türk Dünyası idi ve bütün bir Türklük coğrafyasıydı. Bu şairlerin her ikisi de Türkçülük yaptıkları gerekçesiyle Sovyetler Birliği tarafından kurşuna dizilerek şehit edilmişlerdir (Hayit,1978). Zeki Velidi Togan (Başkurdistan 10.12.1890-İstanbul 26.7.1970)da (Yıldırım, 1999:277-291), Baymirza Hayit (Namangan/Özbekistan 1917- Köln/Almanya 31.10.2006) da “Türkistan” kavramını boşuna tercih etmemişlerdir. Bugün için ise “Türkistan”, Sovyet politikalarının sonucunda Kazakistan’da “Yesi” şehrinin adı olarak kullanılmaktadır. Türk Dünyası kavramı yerine “Avrasya, Orta Asya, Türkî Halklar, Türkî Devletler, Türkçe Konuşan Devletler, …gibi kavramları kullanırken çok dikkatli olmak gerekir diye düşünüyoruz.

Ömer Seyfeddin (Gönen 1884-İstanbul 1920)de, Yahya Kemal Beyatlı gibi düşünmektedir ve o da “dil”den hareketle bir millî vatan anlatımı yaparken vatan muhabbetini anlatmaya şöyle başlar:

“Bizim üç türlü vatanımız vardır. Vatan demek, yalnız hükümetimizin sahip olduğu yerler demek değildir. Türklerin, yani bizim vatanımız şunlardır:

1.Millî vatan,

2.Dinî vatan,

3.Fiilî vatan.

Millî vatan: Türkçe konuşan bütün Müslümanların oturduğu yerlerdir. Bunlara Turan denir. Hangi devlet idaresine girerse girsin, Turan Türklerindir. Anadolu Turan’ın bir parçasıdır. Turan halkı umumi lisan olarak kabul edilmiştir. Milletini seven millî vatanını sever, millî vatanın hudutları etnografya (kavmiyat) haritalarında çizilir.”(Gürel, 2002:151)

Ziya Gökalp’ta (Diyarbakır 23 Mart 1876-İstanbul 24 Ekim 1924) 1914’te kaleme aldığı Turan başlıklı şiirinde:

“Vatan ne Türkiya’dır Türkler’e, ne Türkistan;

Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turân…”

 

Derken, 1918’de Millet başlıklı şiirinde de birlik vurgusu yapmaktadır:

“Deme bana, Oğuz, Kayı, Osmanlı…

Türk’üm bu ad her unvandan üstündür…

Yoktur Özbek, Nogay, Kırgız, Kazanlı,

Türk milleti bir bölünmez bütündür..”

 

1915’te yazdığı Lisan şiirinde ise Türk Dünyasında dil birliğinin önemine şöyle değinmektedir:

 

“Birkaç dil yok Turan’da,

Tek dilli bir kümeyiz.

 

Turan’ın bir ili var

Ve yalnız bir dili var.

Başka dil var diyenin,

Başka bir emeli var.

Türklüğün vicdânı bir,

Dîni bir, vatanı bir;

Fakat hepsi ayrılır

Olmazsa lisânı bir” (Okay-Aktaş,1992:11-23)

Kırımlı İsmail Gaspıralı’nın (Bahçesaray 1851-Bahçesaray 1914) Türk Dünyası için olmazsa olmazlar arasında zikrettiği “Dilde, fikirde, işte birlik” ülküsüne doğru emin adımlarla yürüyüşümüzü devam ettirmek zarureti vardır.

Bugün için Türk Dünyası, Türkçenin yaşadığı ve yaşatıldığı her yerdir. Bu millî vatanın sınırlarını “dil” belirler ve o dil de “Dünya Dili Türkçe”dir. Siyasî manada Türk devlet ve topluluklarının yaşadıkları yerler dışında Türklerin çeşitli sebeplerle bulundukları ve Türkçeyi kullandıkları her yer Türk Dünyasının bir parçası olarak kabul edilmelidir. İlmî, siyasî, içtimaî, edebî çalışmalar da buna göre planlanmalı ve yapılmalıdır diye düşünüyoruz. Meselâ; edebiyat, dile dayanan sanat ise eğer, Kazak, Özbek, Kırgız, Tatar, Türkmen, Azerbaycan, Gagauz, Kıbrıs, Suriye, Irak, İran, Afganistan, Doğu Türkistan, Yakut, Çuvaş, Altay, Şor,Balkan,… Türklerinin ve Avrupa’da işçi olarak bulunan Türkleri ve ailelerini Türk Dünyasının bir parçası olarak kabul edip onların edebiyatını Türk edebiyatı tarihi içinde ele alıp anlatmayan Türk Edebiyatı Tarihi çalışmaları/yayınları eksiktir, ilmî ve millî değildir.

 

2.Vatan Balkanlarda Bir Türkçe Sevdalısı Nusret Dişo Ülkü

2.1.Nusret Dişo Ülkü’nün biyografisi

  24 Mart 1937’de Kosova Prizren’de başlayan bir hayatın edebiyat sahasında kendini ilk gösterdiği yer ise 1953 yılında Üsküp’te Sevinç dergisinde olur. Şairin burada yayınlanan ilk şiirinin adı İlkbahar’dır. İlk şiir kitabı olan Çocuklarla Ağaçlar’da yine ilk defa Üsküp’te yayımlandı. Ama o, hala Kosova’daydı. Türkçe okuduğu liseyi bitirmiş; sırasıyla Mamuşa, Priştine ve Prizren’de öğretmenlik yapmıştır. Bu öğretmenlik yıllarında okullarına gelen Türk Dili ve Varlık dergileriyle olan tanışıklığı, onu dergileri çıkartan zevatla da tanıştırmıştır. O, artık Türk Dil Kurumundaki Prof. Dr. Ağah Sırrı Levent ve Varlık Yayınlarının sahibi Üsküplü Yaşar Nabi Nayır ile mektuplaşmaya başlamıştır. Bu dergilerde kendi şiirlerinin yayımlandığını görünce de dünyalar onun olmuştur. Nasıl olmasın, o, artık Türkiye’de de biliniyor, bu dergiler vasıtasıyla dünyanın dört bir tarafında da okunuyor…

          Üsküp’te Sevinç çocuk dergisinin açmış olduğu yarışmaya “ÜLKÜ” takma adıyla katılmış ve birinci olmuştur. Bundan sonra da Adı hep Nusret Dişo Ülkü olarak biline gelmiştir. Şair bundan sonra yüzünü Yahya Kemal’in Üsküp’üne dönmüş ve bir gün kendisini Necati Zekeriya Üsküp’e; çocuk dergilerinin yayın yeri olan “Detska Radost” yayınevinde çalışmaya çağırmıştır. O, artık Türklüğün kültür özü öbeği olan Üsküp’tedir…

          Kosova’da Kuş adıyla çıkmakta olan çocuk dergisinde Necati Zekeriya ile birlikte çalışan Nusret Dişo Ülkü, Üsküp’e geldiğinde Birlik yayın etkinliği içinde yer alan “Sevinç” ve “Tomurçuk” çocuk dergilerinin bir çalışanıdır artık.

          Çocuklar için şiirlerden oluşan ikinci şiir kitabı Çocukların Elleri, 1965’te Üsküp’te yayımlanmıştır. Ama o, artık yetişkinler için de şiirler yazmaya başlamıştır. Aynı yıl içinde Diyeceklerim adlı kitabıyla yetişkin okurların huzuruna çıkacaktır. Birlik yayınları içinde ardı ardına kitapları yayımlanmaya başlar. Çocukların Elleri adlı kitabı Yugoslavya çapında yardımcı ders kitabı/lektür olarak kabul edilir. Öğretmen-şair Nusret Dişo Ülkü, bu süreçte ilkokullar için ders kitapları da yazar… Türkiye’de de eserleri kitap olarak basılmaya başlar. O da Türkiyeli yazar ve şairlerin kitaplarından bazılarını Makedoncaya çevirerek Evlad-ı Fatihan diyarında yayınlanmalarını sağlar… Pek çok kitapla ilgili eleştirileri yayımlanan Nusret Dişo Ülkü, Makedonya Türk edebiyatında sağlıklı bir eleştiri geleneğinin başlatılmasında da öncü bir kalemeridir. Kitaplarından bazıları Makedonca da yayımlanmıştır.

          Emeklilikte de boş durmaz, duramaz… Türk Kalemeri, Türk Dilmaç, Çocuklara Arkadaş dergilerini yayınlar. “Yahya Kemal Beyatlı Derneği”ni kurar ve bu dernek çatısı altında “Dişo Türk Anaç Türkçe Yayıncılık” faaliyetlerini başlatır. Öncelikle Makedonya’da çocukların yardımcı ders kitapları/lektür eksikliğini gidermek için bir dizi kitap yayınlar. Osmanlı Sultanları, Yunus Emre ve Şiiri, Peygamberim Hazreti Muhammed adlı kitapları bu tür bir etkinliğin anlamlı sonucudur. 2011 yılında “Y.K. Beyatlı Derneği Dişo Türk Anaç Türkçe Yayıncılık” yayınları arasında iki şiir kitabını çıkartır ve okurlarıyla buluşturur: Kapanık Aşk Açık Mektup, Makedonca ve Türkçe olarak iki dilli bir şiir kitabıdır. Prizren Güzellemesi ise Türkçe şiirlerden oluşmaktadır… (Gürel,2016 :10)

2.2.Nusret Dişo Ülkü’nün Şiirlerinde Dil Şuuru ve Türkçe

Prizren’de doğdum

Suzi Çelebi’nin Prizren’inde

Üsküp’te doğabilirdim

Yahya kemal’in Üsküp’ünde

 

İstanbul’da doğabilirdim

Orhan Veli’nin İstanbul’unda

Anadolu’da doğabilirdim

Âşık Veysel’in Anadolu’sunda

 

Prizren bir üsküp’tür

Bir İstanbul’dur

Bir Anadolu’dur Kosova da

Bir Prizren’dir Anadolu da

 

Prizren’de doğdum

Üsküp’te doğabilirdim

Yahya kemal’in Üsküp’ünde

“Üsküp ki Şardağı’nda devamıydı Bursa’nın”

 

Prizren’de doğdum

İstanbul’da doğabilirdim

Orhan Veli’nin İstanbul’unda

“İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı”

Prizren’de doğdum

Anadolu’da doğabilirdim

Âşık Veysel’in Anadolu’sunda

“Benim sadık yârim kara topraktır” (Ülkü, 2011:39)

Nusret Dişo Ülkü, Prizren Güzeli adlı kitabındaki bir şiirinin başlığını Prizren’de Doğdum koymuş. Doğduğu yer itibariyle Balkan çocuğu olan Nusret Dişo Ülkü için vatan birdir; nerde doğduğumuz değil kâinatı hangi dille dile getirdiğimizdir önemli olan, vatanın birliğini sağlayansa sanattır, edebiyattır, şiirdir, şairlerdir… Öyle ya şiirleşmiş dili olanlara millet denir. Kosovalı Nusret Dişo Ülkü’nün de, Prizrenli Suzi çelebi’nin de,  Makedonyalı Yahya Kemal Beyatlı’nın da, İstanbullu Orhan Veli Kanık’ın da, Sivaslı Âşık Veysel’in de şiirlerinin dili Türkçedir… O Türkçe olmasa bizim adımıza kim Türk derdi?

“Şiir, dilin namusu, şiir, kültürün bekçisi, şiir, sizin haysiyetiniz; sizin beyninizin içinde, sizin kalbinizde yanıp duran damar. Öyle olmazsa, sizin bu toprakta adınıza Türk demezlerdi; başka bir şeyler derlerdi. Her ay, her yıl veya her asır başka bir dille konuşurdunuz. Şiiriniz olmazdı. Şairi olmayan milletlerin, ne namusu vardır; ne tarihi vardır, ne geleceği… Geçmişi olanların, şiiri vardır ve şairi vardır.” (Tural, 2001:25)

Nusret Dişo Ülkü, Yahya Kemal Beyatlı’nın doğduğu ve on sekiz yaşına kadar yaşadığı Üsküp’te doğmamıştır ama Yahya Kemal Beyatlı’nın dil şuuruna ve Türkçe aşkına sahiptir. O da bu konularda Yahya Kemal gibi düşündüğünü eserlerinde ortaya koymuştur. Yahya Kemal Beyatlı “Türkçenin çekilmediği yerler vatandır” derken şunlara vurgu yapmaktadır:

“Lisan bahsi açıldıkça: ‘Hâlâ mı o bahis?’ diyerek bezginlik gösterenler bana acınmaya lâyık, gözlerini gaflet bürümüş, en zavallı kayıtsızlar gibi görünüyorlar. Vatan bahsi açıldığı bir yerde: ‘Hâlâ mı o bahis!’ diyecek bir Türk, menfûr bir kayıtsızlık göstermiş sayılır. Bu telâkkî, lisan bahsine olan kayıtsızlığa karşı bu derece vâriddir. Vatan fikri bizde dâima vardı; fakat Namık Kemal’in, bu fikri kalbimizde yeni bir nefesle uyandırdığı gibi, bir diğer Türk şairi çıkıp bu lisan fikrinin kutsîliğini uyandırsaydı, bize öğretseydi ki: Bizi ezelden ebede kadar bir millet hâlinde koruyan, birbirimize bağlayan bu Türkçedir, bu bağ öyle metîn bir bağdır ki vatanın hudutları koptuğu zaman bile kopmaz, hudutlar aşırı yine bizi birbirimize bağlı tutar; Türkçenin çekilmediği yerler vatandır, ancak çekildiği yerler vatanlıktan çıkar, vatanın kendi gövde ve ruhu Türkçedir. Bu bağ milyonlarca Türk’ü birbirinden bugün ayırmıyor, fakat dimağdan dimâğa, kalbden kalbe geçmiş bir teldir ki, yarın Türk edebiyatının âteşîn, feyyaz, ceyyid bir devresi açılırsa, millî rûhu, bir elektrik seyyâlesi gibi bütün dimağlar ve kalblerden geçirerek, bu dağınık kitleyi yekpâre bir halde ayağa kaldırır.

Heyhât bir kimse zuhûr edip de lisan fikrini bizim kafamızda kutsileştiremedi.” (Beyatlı,1984 :83-84).

Nusret Dişo Ülkü, Balkanlarda işte Yahya kemal Beyatlı’nın dil ve Türkçe konusunda yapılmasını istedikleri yapmaya çalışan bir şairdir. Nusret Dişo Ülkü, Yugoslavya’nın Kosova bölgesinde tipik bir Türk-İslâm beldesi olan Prizren şehrinde dünyaya gelmiştir. Ozanlar Güncesi kitabındaki Şiirim başlıklı şiirinde doğum tarihini ve doğduğu mahalleyi anlatırken konuyu “dil”e getiriyor ve diyor ki:

 

ŞİİRİM

Prizren’de doğdum, Saraçhane Mahallesinde,

24 Mart 1937’de.

Bu kentte doğdu Suzi Çelebi,

Hacı Ömer Lütfi, Âşık Ferki de.

Gezip tozdular bu ilde bu ilçede

Şiirlerini yazdılar bu dilde bu lehçede.

 

Bu il Suzi Çelebi’nin ilidir,

Bu dil Hacı Ömer Lütfi’nin Türkçesi

Bu lehçe Âşık Ferki’nin lehçesi

Bu şiir Nusret Dişo Ülkü’nün şiiridir.

Gezip tozdum bu ilde bu ilçede.

Şiirlerimi yazdım bu dilde, bu Türkçede.

 

Prizren’de doğdum, Saraçhane Mahallesinde,

24 Mart 1937’de.

Bu kentte doğdu Suzi Çelebi,

Hacı Ömer Lütfi, Âşık Ferki de.

Bu il, ilçe ile dil hepimizin dilidir,

Bu lehçe, Türkçe ile şiir hepimizin şiiridir. (Ülkü,1974:6)

Nusret dişo Ülkü’ün doğum yeri Prizren’i anlatırken “dil”e vurgu yapması Bir Başka Güzel Prizren Güzeli şiirinde şöyle mısralara dökülüyor:

“Şirinlidir ve Osmanlıdan kalma edepli

Bir başka güzeldir Prizren güzeli

Türkçem kadar güzeldir

Türklük kadar güzel”(Ülkü, 2011:19)

 

Nusret Dişo Ülkü, doğduğu kenti, Çocuklar ve Büyük Çocuklar adlı kitabında O Kent şiirinde de anlatmaya devam ederken ana dilinin Türkçe olduğuna vurgu yapar:

O KENT

O kentte doğdum

Her ana gibi beni de bir ana doğurdu

O kentte anamı ana bildim, dilimi dil

Ana dilim Türkçe,

Analar Fatma, analar Hatçe.

 

O kentin Emin Paşa Camii'nde çocukluğum kaldı.
Acı tatlı anılarla geçen çocukluğum.
O kentin hep mavi göğünü anımsarım,
Mavi göğünde öbek öbek beyaz bulutları,
Beyaz mavi arasında uçan kuşları.
O kent benim kentim.
inim inim ağlayanların, gür gür gülenlerin.
O bir kent ki savaşı savaş bilir, barışı barış,
Alınyazısı kalesinde, Kız Kulesi'nde okunur.
O kent ozanların kentidir,
Henüz yazılmamış ya da yazılacak şiirlerin.
Ü kentin kendi tarihi var,
Tarihe yazılmış, tarihe yazılacak
Hem de tarihe karışmış tarihi.
O kentte doğdum,
O kent benim kentim, ozanların kentidir.
O kentin kendi Türkçesi, ana Hatçesi var.
O Hatçe benim anam,
O Türkçe benim Türkçem. (Ülkü,1992: 52)

Nusret Dişo Ülkü, !983’de Türkiye’de yayımlanan Deniz ve Ben adlı kitabındaki “Şiirim” başlıklı şiirinde doğduğu yer olan Prizren’i anlatırken sadece doğum tarihini söylemekle yetinmiyor, sanatının dilini ve o dilin mahallî lehçesini de Prizren ağzı olarak belirtiyor. O, bu şiirde çok önemli bir tespitte de bulunuyor, dil sürekliliktir tıpkı millet hayatı gibi… Şiirleşmiş dili olan toplumlara millet denir. Nusret Dişo Ülkünün doğduğu Türk-İslâm beldesi Prizren’de Türkçe şiir yazanlar asırlar boyu peş peşe gelirler Suzi Çelebi, Ömer Lütfi, Âşık Ferki… Şimdi de o dille Nusret Dişo Ülkü şiirlerini yazmaktadır. Demek ki Balkanlarda Türklük yaşıyor, şairler onu yaşatan ses bayrağımızı dalgalandırıyorlar.. Nusret Dişo Ülkü, Kabıma Sığamıyorum adlı kitabındaki bir şiirinde Türkçemizden “ses bayrağımız” olarak da bahseder:

 

“Ses bayrağımız dalgalanır

Düşlerimizin gökkuşağı gibi

Düşlerimizin gökkuşağı gibi

Ses bayrağımız dalgalanır” (Ülkü, 1994:49)

Nusret Dişo ülkü, dil konusunda millî şuurla hareket etmiş ve Türkçe’nin kültürel kimliğin muhafazasında, millî bilincin oluşmasında ve yaşatılmasında, Türk Dünyası ile Balkan Türklüğünün arasında bir kültür köprüsü olduğuna dikkat çekmiştir. Nusret Dişo Ülkü, eserlerinde Türkçeyi kullanmanın başarısının yanında, Türkçe hakkındaki düşünceleri ile de dikkatleri çekmektedir, bu da onun önemli bir özelliği olarak görülmelidir diye düşünüyoruz. Nusret Dişo Ülkü için Türk demek Türkçe demektir ve dilimiz bizim velinimetimizdir. Onun bu bilinçle kaleme aldığı “Türkçem” ve “Kütük” adlı şiirleri Yugoslavya’da, Makedonya’da ve Türkiye’de pek çok antolojide yer almıştır. Hatta Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun, Örneklerle Bugünkü Türk Alfabeleri adlı kitabına bu iki şiiri Latin, Kiril ve Arap harfleriyle almak suretiyle etki alanını genişletmiştir:

TÜRKÇEM

Bir ben varım,
Benimle birlikte Türkçem,
Türkçemle birlikte bir ben varım.
Ne başında ne sonunda gelir uygar dillerin.
Azeri'den tut, Balkanlara çık,
O Türkçe benim, ben o Türkçenin.


Bir ulusum var,
Ulusumla birlikte Türkçem,
Türkçemle birlikte bir ulusum var.
Ne başında ne sonunda gelir uygar ulusların.
Orta Asya'dan tut, Orta Anadolu'ya çık,
O ulus benim, ben o ulusun.


Bir ben varım, Benimle birlikte Türkçem,
Türkçemle birlikte bir ulusum var.
Ne başında ne sonunda gelir uygar dil ve ulusların.
Türkçem başlar Azeri'den Balkanlara,
Ulusum Orta Asya'dan Anadolu'ya çıkar. (Ülkü, 1972:33)

Nusret Dişo Ülkü, bu şiirinde Türkçenin, dolayısıyla Türklüğün coğrafî olarak genişliğine tarihî olarak derinliğine işaret ederken kesintisiz bir serüvenle atiye yürüyüşü anlatır ve Balkanların “Türkçenin çekilmediği” bir coğrafya olması dolayısıyla vatan oluşuna dikkatleri çeker ve bugün için yaşayanlara nasıl bir geçmişin ve nimetin mirasçıları olduklarını da hatırlatır.

 

İlk defa Üçgen adlı şiir kitabında yer verdiği Kütük başlıklı şiirinde ise; Türkçedeki “kütük” kelimesini “hafıza” anlamıyla ve “nüfus kütüğü” çağrışımı ve diğer çağrışımlarıyla birlikte kullanırken Türklüğün kütüğünün mazi ve atisine birlikte yer verir; adeta “Ne harabiyim ne harabati kökü mazide olan atiyim” diyen Balkan Türk’ü Yahya Kemal Beyatlı yaklaşımını sergiler.

KÜTÜK

Bu Türkçe anamın Türkçesi
Anamın anasının,
Gidenlerimizin kalan kalanlarımızın giden sesi.
Dünyaya gelecek olanlarımızın gelen sesi.
Bu Türkçe benim Türkçem,
Köylümün, kentlimin.
Bu lehçe benim lehçem.


Bu yer babamın yeri,
Babanım, babasının,
Gidenlerimizin soğuk kalanlarımızın sıcak teri.
Dünyaya gelecek olanlarımızın sıcak teri.
Bu yer benim yerim,
Köylümün, kentlimin.
Bu ter benim terim.


Bu mezar dedemin mezarı,
Dedemin, dedesinin.
Gidenlerimizin kapanık kalanlarımızın açık mezarı.
Dünyaya gelecek olanlarımızın açık mezarı.
Bu mezar benim mezarım,
Köylümün, kentlimin.
Bu ölü benim ölüm.


Bu kütük anamın kütüğü
Babamın, dedemin.
Gidenlerimizin küçük kalanlarımızın büyük kütüğü.

Dünyaya gelecek olanlarımızın büyük kütüğü.

Bu kütük benim kütüğüm,

Köylümün, kentlimin.

Bu kütük Türklüğün kütüğü. (Ülkü, 1972:34)

 

Kıbrıs Balkanlar Avrasya Türk Edebiyatları Kurumu KIBATEK’in şeref başkanı Feyyaz Sağlam’ın hazırladığı Türkiye Dışında Yazılmış Türk Şiirleri Antolojisi’nde Makedonya’dan Nusret Dişo ülkü’ye ait “Türkçem” ve “Kütük” şiirlerinden başka “Şiirim”, “O Kent”, “Dilimin Kölesiyim”, “Dilim Velinimetim”, “Türkçe” Türkçe Üzerine Söylenmiştir”, “Türk Dili Benim Dilim” şiirleri de yer almaktadır (Sağlam: 1999:211-220). Bu şiirlerden ikisi ise Feyyaz Sağlam’ın özel arşivinde bulunmaktadır:

 

TÜRK DİLİ BENİM DİLİM

 

Türk Dili Benim Dilim

Senin onun

Konu komşunun

Sokağım benim dilim.

 

Türk Dili Uygur dili

Dillerin en uygar

Ve en bilgisayar

Göktürk dili.

 

Türk Dili Yunus’un dili

Büyük Türk ulusunun

Yabancı sözlerden korusun

Kendini Türk bilen bu dili.

 

Türk Dili Atatürk’ün dili

İç Türkün dış Türkün

Başta gelen ilk ülkün

Yüceltmektir bu dili.

 

Türk Dili Karaman dili

Köprüler kuran

Beşinci dil olan

Dünya dili.

 

 

DİLİM VELİNİMETİM

                                    -Bir Yugoslavya’lı Türk’ün ağzından-

 

Dilim velinimetim

Diller harmanı memleketim

Hiçbir dil egemen değil nitekim.

Memleketimde her dil’in aynı tadını tadıyorum,

Hatta dilimi bilenlerin dillerince anlaşıyorum

 

Tito Yugoslavya’sında dil’imce yaşıyorum

Dil’imce Tito’yu yaşatıyorum, Yugoslavya’yı,

Atatürk’ü anıyorum, Türkiye’yi

Kosta Raçin sayıyorum, Yunus Emre’yi.

 

Ama anaülkem Türkiye dışında,

Çok uluslu ve halklı Yugoslavyamda,

Özgür yaşayan dilimi bu arada,

Tek uluslu Bulgarya’da kesiyorlar

Türkleşen Bulgarlı’ğı geri alıyoruz diyorlar

Halt ediyorlar.

 

Bilmiyorlar mı ki dille oynanmaz

Dil yarası kolay onmaz

Dil ilençlidir, ölen bir diridir

Kosta Raçin Piri’dir

Yunus Emre Piri’dir

Bakın ben dilimle övünmüyorum

Oysa ki övünebilirim

Yunus Emre Pirim

Yunus Emre Pirim.

 

Bulgar’da dilimi hor görenlerin

Eriyik kabına dolayım

Eriyik kabına dolayım

Memleketimde dil’imi hoş görenlerin

Diline kurban olayım

Diline kurban olayım.

 

Bulgar dilimi kesse de dilim dilim etse de

Biliyorum dirim dirim yaşayacak dilim

Yunus Emre Pir’im

Yunus Emre Pir’im.

 

Nusret Dişo Ülkü, anadili Türkçe konusundaki hassasiyetini Türkçeyi eserlerinde kullanırken de hassas davranarak göstermiştir. Batı Türkçesini Anadolu ve Rumeli ağızları bağlamında yerel ağızdaki şekliyle eserlerine yansıtmak yerine yaşayan Türkçeyi/kültür dilimizi kullanmaya gayret etmiş, mahalli söyleyişlerden mümkün mertebe kaçınmaya çalışmıştır. Türkiye’deki dergi ve gazetelerle, Türkiyeli şair ve yazarlarla zaman içerisinde geliştirdiği ilişki sonucunda olsa gerek; bir zamanlar Türkiye’de de moda olan “öztürkçecilik” akımının etkisinde kalmıştır diyebiliriz. Bu konularla ilgili olarak Prof. Mustafa İsen şöyle bir yorum yapıyor:

“Balkanlarda yaşayan Türk yazarlar, bölgede çok uzun yıllardan beri var olan Türk yazı dili ile bağlarını kopardıkları, Türkiye ile de 1980’li yıllara kadar ancak belli ölçüde alaka kurabildikleri için Balkanlardaki çağdaş yazı dili konuşma diliyle hemen hemen aynı özellikleri taşıyan, dar bir kelime hazinesi ve mecazdan yoksun bir anlatımla karşı karşıya idi. Bilindiği gibi gündelk dilde anlam iletme fonksiyonu ön plandadır. Buna karşılık şiir dilinde anlam geridedir ve dilin şiirsel fonksiyonu öne çıkar. Bu nitelikteki dil büyük ölçüde bir semboller sistemine ve mecaza yaslanır. İşte bu şiirsel dil, Balkanlardaki Türk yazı dilinin yeni dönemdeki en önemli eksiklerinden biridir. Bunu kısmen aşabilen yazarlar ise çok azdır. Nusret Dişo Ülkü, Necati Zekeriya ve İlhami Emin ile birlikte bunların en önde gelenleri arasındadır” (İsen-İsen,2002: 182).

 

Nusret Dişo Ülkü’nün “Dilim Velinimetim” başlıklı şiirinde anadili Türkçeye kimsenin dokunamayacağını, dokunsalar bile bu dili öldüremeyeceğini savunurken bu dilin Yunus Emrenin dili olduğunu ısrarla vurgulaması enteresandır:

 

(…)

Bulgar dilimi kesse de dilim dilim etse de

Biliyorum dirim dirim yaşayacak dilim

Yunus Emre Pir’im

Yunus Emre Pir’im (Ülkü, 1994:125)

 

Çocukları varlık sebebi olarak gören ve her gün onlarla birlikte yeniden doğan Ülkü, 23 Nisan Çocuk bayramı münasebetiyle kaleme aldığı bir şiirinde de Türk çocuklarına şöyle seslenir ve Türk Dünyasının bütün çocuklarını sevgiyle kucaklar:

 

TÜRK, HEY TÜRK ÇOCUKLARI

 

Göklerin gökkuşağı

Yerlerin al sancağı

Türkçemin süs bayrağı

Türk, hey Türk çocukları!

 

Dünyanın kutupları

İki terstir uçları

On ikidir burçları

Türk, hey Türk çocukları!

 

Bu kutup yıldızıdır

Yıldırımın hızıdır

Yaldızın yaldızıdır

Türk, hey Türk çocukları!

 

O, başların taçları

Yüreğin vuruşları

Şol cennetin kuşları

Türk, hey Türk çocukları!

 

Peteğinde arıdır

Ambarında darıdır

Dalında al narıdır

Türk, hey Türk çocukları!

 

Uysaldır ve uçarı

Duadır ve yakarı

Ulu Tanrı katları

Türk, hey Türk çocukları!

 

Ak buğdayın unudur

Toprağın hamurudur

Bulutun yağmurudur

Türk, hey Türk çocukları!

 

Tüm Türklüğün boyları

Kırgızlısı, Tatarı

Kırımlısı, Hazarı

Türk, hey Türk çocukları!

 

Anadolu oğlu

Azerisi, Uyguru

Rumelisi, Selçuğu

Türk, hey Türk çocukları!

 

Göklerin gökkuşağı

Yerlerin al sancağı

Türkçemin süs bayrağı

Türk, hey Türk çocukları! (Ülkü,2002:6)

 

3.Sonuç

Bunca badireden sonra XXI. Yüzyılda hâlâ bir Türk Dünyasından bahsediyorsak bunda Türk dilinin rolünü kimse inkâr edemez. Tarihî süreçte Türkçeyi bırakıp da başka dilleri kabul eden Türk topluluklarının kültürel kimlik açısından nasıl yabancılaştığının en çarpıcı örneklerinden birinin Bulgarlar olduğunu biliyoruz(Feher, 1999).

Gaspıralı İsmail’in kaleminden dile gelen Türk ülküsü “Dilde, fikirde, işte birlik” hâlâ gerçekleşmemiş olsa da bu yolda atılan adımlar aydınlık bir geleceği işaret etmektedir. Son yıllarda özellikle ortak alfabe konusundaki gelişmeler, TÜRKSOY, “Türkçe Konuşan Devletler Topluluğu”, “Türk Keneşi” , Türk Dünyası Kültür Başkenti gibi oluşumlar ile “iki devlet bir millet” gibi söylemler Türk Dünyası fikrinin şuur altından fiilî oluşumlara evirildiğinin anlamlı göstergeleridir diye düşünüyoruz.

Dünyanın yeniden yapılanma sürecine girdiği 1990’lı yılların başında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan bağımsız birer Türk devleti olarak dünyanın siyasî haritasında yerlerini aldılar. Fakat hâlâ bağımsızlıklarına kavuşamayan, vatandaşı oldukları ülkelerde insan hakları ihlallerine maruz kalan milyonlarca Türk kardeşimiz bulunmaktadır. Bu ülkelerde özellikle Türkçe eğitim ve Türkçe yayın konularındaki engellemelerin mutlaka önüne geçilmelidir. Bağımsızlığını ilan etmiş Türk devletlerinde ve diğer devletlerdeki Türkler arasında dil şuuru çanlı tutulmalıdır. Özellikle yeni yetişen nesiller çocuklar ve gençler konusunda bütün Türk Dünyasının çocuklarına hitap edecek ortak faaliyetlerin yapılması ve Türkçe bir Türk Dünyası Çocuk Dergisi’nin çıkartılması gerekmektedir. Vakit geçirilmeden; 1996’da Azerbaycan’da yapılan Üçüncü Türk Dünyası Yazarlar Kurultayı’nda alınan karar gereği Türk Dünyası Çocuk Edebiyatı Enstitüsü de kurulmalıdır (Gürel, 2014:17-39). Dördüncüsü 1998’de Antalya’da yapılan Türk Dünyası Yazarlar Kurultayı geleneği mutlaka devam ettirilmeli, Türk Dünyasının yazar, şair ve sanatçılarının daha sık bir araya gelmeleri sağlanmalı ve Türk Dünyası Yazarlar Birliği; Türk Dünyası Yazarlar Kurultaylarında alınan kararlar doğrultusunda kurulup işler hale getirilmelidir (Gürel, 1992:116-152; Gürel-Yüksel, 1998:558).Türk devlet ve topluluklarında Türk Dili ile ilgili olarak yazılan şiirler toplanıp bir antoloji halinde yayınlanmalı ve bu antoloji bütün Türk Dünyasında dağıtılmalıdır. Bu konuda Feyyaz Sağlam’ın 1999’da yayınladığı Türkiye Dışında Yazılmış Türk Dili Şiirleri Antolojisi galiba elimizdeki tek örnektir.

1953’de “İlkbahar” adıyla yayınlanan şiiriyle edebiyat dünyamıza giren Nusret Dişo Ülkü, hayatının sonbaharında 85 yaşın arifesinde de hala düşünmeye ve üretmeye devam ediyor. Ses bayrağımız Türkçeyi dalgalandırıyor. Allah, ona elinde kalemiyle bereketli ve sağlıklı bir ömür versin… Nusret Dişo Ülkü’nün eserlerini okuyup da onun Türkçeciliği ve Türklüğüne şahit olmamak, şanlı Türk kıvancını duymamak ne mümkün. İşte o türden bir şiiriyle hem şairine hem de siz okurlarına Türk Dünyasının bağımsızlığının otuzuncu yılında merhaba demek istedik, hayır dualarımızla:

         SÖZÜM TÜRKÇE

Dilim dil ben dilmen

Türkçeden başka dil bilmem

Başka dil bilmezsem ölmem

Kendi dilim bilmezsem ölmüşem

 

Sözüm Türkçe ben Türkmen

Türkçeden başka söz söylemem

Başka söz söylemezsem ölmem

Kendi sözüm söylemezsem ölürüm

 

Türk Dil’in üstündür her diden

Türkçe sözüm ağırdır bin dirhem

Türkmen gelmişem Türkçeden ben

Türkü Türkçe söylirem dinlirem

 

 

                                         KAYNAKÇA

Beyatlı, Yahya Kemal (1984). Edebiyâta Dâir, 2. Baskı, İstanbul: İstanbul Fetih Cemiyeti Yayını.

           Cumabayev, Mağcan (1995). Şıgarmalar, Almatı/Kazakistan.

          Cumabayoğlu, Mağcan (1930). Alısdağı Bavrım, Yaş Türkistan Dergisi, Paris/Fıransa, Yıl:2, Sayı:3-4, s.39-40.

          Çolpan (1922).Oyganış, Taşkent.

          Çolpan, Abdülhamid Süleymanoğlu (1924). Bulaklar, Taşkent/ÖZBEKİSTAN.

 

Erilasun, Ahmet B. (2005). Örneklerle Bugünkü Türk Alfabeleri, 6. Baskı, Akara: Akçağ Yayını, s. 100-103.

Feher, Geza (1999).Bulgar Türkleri Tarihi, 2. bs., Ankara:Türk Tarih Kurumu Yayını.

 

Gürel, Zeki (2016).“Türklüğün Özü Öbeği Olan Üsküp’te Bir Türk Kalemeri: Nusret Dişo Ülkü”, Yeni Balkan Gazetesi, Üsküp-Makedonya 20 Haziran 2016, Yıl: 12, Sayı:615, s. 10.

Gürel, Zeki (2002). Ömer Seyfettin, Ankara: Altarnatif Yayınları.

Gürel, Zeki (2014). “Türk Dünyası Çocuk Edebiyatı Enstitüsüne Doğru”, Şangrak Türk Dünyası Çocuk Edebiyatına Giriş, Ankara: Avrasya Kütüphaneciler Birliği Yayını.

Gürel, Zeki (1992). I. Türk Dünyası Yazarlar Kurultayı 23-25 Ekim 1992 Türkiye Bildiriler ve Tartışmalar, Ankara: İLESAM Yayını.

Gürel, Zeki-Yüksel Hasan Avni (1998). II. Türk Dünyası Yazarlar Kurultayı 8-10 Aralık 1994 Ankara Bildiriler, Ankara: İLESAM Yayını.

          Hayit, Baymirza (1978). Türkistan’da Öldürülen Türk Şairleri, 2. Baskı, İstanbul.

İsen, Mustafa-Suat Engüllü (1998). Makedonya Türkleri Edebiyatı, Türk Dünyası El Kitabı, 3. Baskı, Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayını, Cilt:4, s. 49-56.

İsen, Mustafa-Tûbâ Işınsu İsen (2002). Balkanlarda Türk Çocuk Hikâyeleri Antolojisi, Ankara: Grafiker Yayınları, ss:112-128.

Okay, Orhan-Ataş, Şerif (1992). “Ziya Gökalp”, Büyük Türk Klasikleri, 11.C., İstanbul: Ötüken Neşriyat.

          Özbay, Hüseyin (1994),Çolpan’ın Şiirleri, Ankara, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayını.

Sağlam, Feyyaz (1999). Türkiye Dışında Yazılmış Türk Dili Şiirleri Antolojisi, İzmir: Akademi Kitabevi.

Tamir, Ferhat (1993). Magcan Cumabayef Ölenderi (Mağcan Cumabayulı’nın Şiirleri), Ankara: Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü Yayını.

Togan, Zeki Velidi (1981). Bugünkü Türk Dili Türkistan ve Yakın Tarihi, İstanbul: Ebderun Yayınevi.

Tural, Sadık Kemal (2001).”Şiir Ne Değildir?”, Kümbet, Temmuz-Ağustos 2001, Yıl: 3, Sayı: 12, s.22-25

Türkçenin Uluslar arası şiir Şöleni Türk Dünyası Güldestesi Metinler Bildiriler Seçmeler (1993). Ankara: Türkiye Yazarlar Birliği Yayını, s.71.

Ülkü, Nusret Dişo (1965). DiyeceklerimÜsküp:Koco Raçin Yayınevi.

Ülkü, Nusret Dişo (1972).Üçgen, Üsküp: Türkçe Yayım Kurumu.

Ülkü, Nusret Dişo (1974). Ozanlar Güncesi, Üsküp:Birlik Türkçe Yayınları.

Yusuf, Süreyya (1976). Yugoslavya Türk Şiiri, Priştine: Tan Yayını, ss.97-114.

Ülkü, Nusret Dişo (1994).Kabıma Sığamıyorum, Üsküp:Birlik Yayınları.

Ülkü, Nusret Dişo (2011). Prizren Güzeli, Üsküp/Skopje: Y.K. Beyatlı Derneği Dişo Türk Anaç Türkçe Yayıncılık.

Yıldırım, Dursun (1999). “Zeki Velidi Togan ve Türkistan Millî Hareketi”, Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi, 1 Eylül 1999, Sayı: 8, s.277-291.

 

 

 

 

Günün Diğer Haberleri