Yazan: Hamzi Ibraimi
15 Temmuz 2026, Türkiye Cumhuriyeti’nin yakın siyasi tarihinde derin izler bırakan darbe teşebbüsünün onuncu yıl dönümüne denk gelmektedir. 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan gelişmeler, anayasal düzenin, demokratik kurumların ve devletin meşru yapısının çok ciddi bir tehditle karşı karşıya kaldığı en kritik dönüm noktalarından biri olarak değerlendirilmektedir. Türk milleti açısından 15 Temmuz; acının, millî birlik ve beraberliğin, toplumsal dayanışmanın ve demokratik düzene sahip çıkma kararlılığının simgesi hâline gelmiştir. Aradan geçen on yıla rağmen bu tarih, hem kolektif hafızada hem de demokrasinin korunmasına ilişkin tartışmalarda önemini korumaktadır. 15 Temmuz 2016 akşamı, Türkiye tarafından Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) olarak tanımlanan ve Fetullah Gülen liderliğinde yıllar boyunca Türk Silahlı Kuvvetleri, yargı, emniyet ve çeşitli devlet kurumlarına sızdığı ifade edilen yapılanma, meşru hükümeti devirmeyi ve devlet yönetimini ele geçirmeyi amaçlayan kanlı bir darbe teşebbüsünde bulunmuştur. Ankara ve İstanbul başta olmak üzere birçok şehirde tanklar sokaklara çıkarılmış, savaş uçakları stratejik noktaları hedef almış, Türkiye Büyük Millet Meclisi ile çeşitli kamu kurumları saldırıya uğramıştır. Darbecilerin gerçekleştirdiği saldırılar sonucunda yüzlerce sivil hayatını kaybetmiş, binlerce kişi ise yaralanmıştır.
Sürecin en kritik anlarında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, medya aracılığıyla halka hitap ederek vatandaşları demokratik düzene ve seçilmiş kurumlara sahip çıkmaya davet etmiştir. Bu çağrı toplumun geniş kesimlerinde karşılık bulmuş; milyonlarca vatandaş, silahsız ancak büyük bir inanç, cesaret ve kararlılıkla meydanlara, köprülere, havaalanlarına ve kamu kurumlarının önüne çıkarak darbe girişimine karşı direnmiştir. Halkın gösterdiği bu sivil direniş, darbe teşebbüsünün başarısızlıkla sonuçlanmasında belirleyici unsurlardan biri olmuştur. 15 Temmuz gecesinin bilançosu ağır olmuştur. Resmî verilere göre 251 vatandaş şehit olmuş, iki binden fazla kişi yaralanmıştır. Hayatını kaybedenler, Türkiye’de demokrasi uğruna fedakârlığın sembolleri olarak kabul edilmekte ve “15 Temmuz Demokrasi Şehitleri” olarak anılmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin resmî değerlendirmesine göre darbe teşebbüsü FETÖ tarafından organize edilmiştir. Devlet kurumları, söz konusu yapının uzun yıllar boyunca kamu yönetimi, yargı, güvenlik bürokrasisi ve diğer stratejik alanlarda örgütlendiğini, 15 Temmuz gecesinin ise bu yapılanmanın ulaştığı düzeyi açık biçimde ortaya koyduğunu değerlendirmektedir. Darbe girişiminin ardından kamu yönetimi, güvenlik sektörü ve devlet teşkilatında kapsamlı reformlar gerçekleştirilmiş; demokratik kurumların güçlendirilmesi, devlet yapısı üzerindeki sivil denetimin artırılması ve benzer tehditlerin yeniden ortaya çıkmasının önlenmesi hedeflenmiştir. Darbe girişimi sonrasında uygulanan politikalar ve alınan tedbirler ulusal ve uluslararası düzeyde farklı değerlendirmelere konu olmuş olsa da, milyonlarca vatandaşın anayasal düzeni ve demokratik meşruiyeti korumak amacıyla meydanlara çıkması, 15 Temmuz gecesinin en belirleyici gerçeklerinden biri olarak kabul edilmektedir.
15 Temmuz’dan çıkarılan dersler yalnızca Türkiye açısından değil, demokratik dönüşüm süreçlerinden geçmiş Balkan ülkeleri bakımından da önem taşımaktadır. Arnavutluk, Kosova, Kuzey Makedonya, Bosna-Hersek ve bölgedeki diğer ülkeler açısından bu olaylar, demokrasinin kendiliğinden sürdürülebilen bir kazanım olmadığını; güçlü kurumlar, hukukun üstünlüğü, aktif vatandaş katılımı ve sürekli demokratik bilinç gerektirdiğini hatırlatmaktadır. Aradan geçen on yıla rağmen 15 Temmuz, Türkiye’de demokratik düzenin korunmasının, millî iradenin üstünlüğünün ve sivil direnişin simgesi olarak anılmaya devam etmektedir. O gece hayatını kaybeden 251 şehidin hatırası ise özgürlük, demokrasi ve millî egemenliğin ancak sorumluluk, cesaret ve fedakârlıkla korunabileceğini gösteren güçlü bir tarihî miras niteliği taşımaktadır.
“15 Temmuz, millet iradesinin anayasal düzeni ortadan kaldırmaya yönelik darbe teşebbüsüne karşı üstün geldiği ve Türkiye Cumhuriyeti demokrasisinin yakın tarihindeki en ağır sınavlardan birini başarıyla geçtiği tarihî bir dönüm noktası olarak hatırlanmaya devam edecektir.”