Türk dünyasında son günlerde en çok konuşulan konulardan biri hiç şüphesiz ortak alfabe kararı oldu. İlk bakışta mesele birkaç yeni harfin eklenmesi veya bazı ülkelerin Latin alfabesine geçmesi gibi görünebilir. Oysa bu gelişme, yalnızca dilbilimcileri ilgilendiren teknik bir düzenleme değil tarihî, kültürel ve hatta stratejik yönleri bulunan önemli bir adımdır.
Bakü’de gerçekleştirilen toplantıda Türk Devletleri Teşkilatı, Türk Dil Kurumu ve Uluslararası Türk Akademisinin desteklediği Ortak Alfabe Komisyonu, 34 harften oluşan ortak Latin alfabesi üzerinde uzlaşmaya vardı. Böylece yaklaşık bir asır önce ortaya atılan bir fikir, günümüzde yeniden hayat bulmaya başladı. Aslında Türk toplulukları arasında dil bakımından sanıldığı kadar büyük farklılıklar yoktur. Türkiye’de “yiğit” dediğimiz sözcük Kazak Türkçesinde “jigit”, Kırgız Türkçesinde ise “cigit” olarak karşımıza çıkar. Kelimenin telaffuzu değişse de anlamı ve kökü aynıdır. Benzer örnekleri yüzlerce, hatta binlerce kelimede görmek mümkündür.
Buna rağmen Türk dünyasının farklı bölgelerinde yaşayan insanlar çoğu zaman birbirlerinin yazılarını okumakta zorlanmaktadır. Bunun sebebi dil değil, kullanılan alfabelerdir. Türkiye, Azerbaycan ve Türkmenistan büyük ölçüde Latin alfabesini kullanırken bazı Türk toplulukları Kiril alfabesiyle yazmaktadır. Uygur Türkleri ise Arap harfli yazı sistemini sürdürmektedir. İşte ortak alfabe çalışmasının temel amacı da burada ortaya çıkıyor, konuşmada hissedilen yakınlığı yazıda da sağlayabilmek.
Bu düşünce yeni değildir. Ortak Latin alfabesi fikri ilk kez 1926 yılında düzenlenen Bakü Türkoloji Kongresi’nde gündeme getirilmişti. O yıllarda Türk dünyasının ortak bir yazı sistemi kullanması hedeflenmiş, ancak dönemin siyasi şartları bu sürecin tamamlanmasına izin vermemişti. Özellikle Sovyetler Birliği döneminde birçok Türk budunu Kiril alfabesini kullanmak zorunda kaldı ve ortaklaşma süreci kesintiye uğradı. Aradan geçen yüz yıla yakın sürenin ardından aynı fikir yeniden güçlü bir şekilde gündeme geliyor. Kazakistan’ın Latin alfabesine geçiş kararının ardından başlayan çalışmalar, bugün Türk dünyasının ortak bir alfabe üzerinde uzlaşmasıyla yeni bir boyut kazanmış durumda.
Belirlenen ortak alfabede 34 harf bulunuyor. Türkiye Türkçesinde kullandığımız 29 harfin yanında bazı Türk lehçelerinde yer alan sesleri karşılamak amacıyla beş özel harf daha yer alıyor. Böylece Azerbaycan Türkçesindeki “Ə”, bazı lehçelerde bulunan “X”, damak n’si olarak bilinen “Ŋ”, kalın k sesini gösteren “Q” ve diğer özel sesler ortak sistem içerisinde temsil edilebilecek. Elbette bu kararın hemen yarın bütün Türk devletlerinde aynı şekilde uygulanmasını beklemek doğru olmaz. Alfabe değişiklikleri uzun yıllar alan eğitim, yayıncılık ve mevzuat süreçlerini beraberinde getirir. Ancak burada önemli olan sonuçtan önce yönün belirlenmiş olmasıdır.
Bugün Türk dünyasının önünde yeni bir fırsat bulunmaktadır. Ortak alfabe sayesinde farklı ülkelerde yaşayan gençler birbirlerinin kitaplarını daha rahat okuyabilecek, akademisyenler ortak çalışmalarını daha kolay yürütebilecek, kültürel etkileşim daha güçlü hâle gelecektir. Belki de yıllardır arzulanan dil birliğinin yazıdaki karşılığı adım adım oluşacaktır. Bu nedenle ortak alfabe kararını yalnızca harflerle açıklamak yetersiz kalır. Çünkü alfabenin ötesinde bir anlam taşımaktadır. Bu karar, Türk dünyasının ortak kültürüne, ortak tarihine ve ortak geleceğine yapılan bir yatırımdır.
Ortak alfabe kararı, yalnızca Türk devletlerini değil, Balkanlar’dan Orta Asya’ya kadar uzanan geniş Türk dünyasını yakından ilgilendiren tarihî bir adımdır. Özellikle Balkanlar’da yaşayan Türkler için bu gelişme, ana dilin korunması, kültürel bağların güçlenmesi ve Türk dünyasıyla ilişkilerin daha da derinleşmesi açısından önemli fırsatlar sunmaktadır. Harflerin ortaklaşması tek başına bütün meseleleri çözmeyecek olsa da birbirimizi daha iyi anlamanın, ortak geçmişimizi daha güçlü sahiplenmenin ve ortak geleceğimizi birlikte kurmanın önemli bir başlangıcı olacaktır.
B. A