Makedonya Türklerinin resim sanat tarihinde parlak isimlere rastlayabilirsiniz. Ancak şimdiye kadar eleştiriyle uğraşacak, ve görsel sanatlarla uğraşan bireylerimizi tanıtacak sanat tarihçilerin eksiği yüzünden sanat tarihimiz hala yazılmadı. Görev yeni nesillere düşüyor. Bu boşluğumuzu doldurmak önemli hedeflerimizden olmalı. Akademik eğitim almış sanat tarihçilerimiz yok değil, ancak hepsi genellikle Osmanlı donemi mimarisine yönelmekte. Çağdaş sanatla ilgilenen araştırmacı teoritizyenlerimiz hala boy göstermiş değil. Oysa eleştirmen gözüyle bakan sanat tarihçilerin varlığı, sanatla uğraşanların hak ettikleri yerlerini almalarında önemli temel taşlarını sağlam oturtmak demektir. Bu böyle olmasa, kaliteli sanatçıları kamuya kim tanıtacak? Onların ürettikleri eserlerin değerini kim biçecek? Ressamlarımızın, heykeltıraşlarımızın, mimarlarımızın başarılarını halkımıza kim anlatacak? Sanat yokuşunda tırmanırken onları kim kollayacak?
Son dönemde resim sanatına gönül veren iki başarılı isim ortaya çıktı. Genç yaşlarına rağmen bu iki kızımız kelimenin tam manasında birer usta ressam. Bu iki resim sanatçısının anavatanımızdaki başarılarından gurur duyan biri olarak onlar hakkında kısaca olsun bir sunum tarzında bu yazımı karalamaya karar verdim.
Zühal Nebi Mumin ve Ebru Selman. İkisi de güçlü birer imza. Çağdaş resim sanatının labirentlerinde rahatça ve pek maharetli bir biçimde dolaşıyorlar. Ustalıkları onları yükseklere doğru ulaştırıyor. Hem de sadece biz Makedonya Türklerinin değil, 300 milyonluk Türk dünyasının, hatta bütün dünya sanat aleminin birer parçası. Ohri’de doğan, ancak ışıkları her yana uzanan iki sanatçı. Henüz genç olmalarına rağmen kendi sanatsal mühürlerini oluşturmuşlar. Bu iki yıldız ressam bağrımızdan çıkıverdi ve dünyayı fethetmeye hazır. Resim sanatının meşakkatli yollarını aşmaya kararlı oldukları izlenimi bırakıyorlar ve bu yüzden kendilerinden daha çok bekleyebiliriz. Estetik olgunluğa doğru yolları açık olsun! Umut verici kültür ve sanat değerlerine ne kadar ihtiyacımız var!
Makedonya Türk Sanat gökyüzümüzde iki yeni yıldız parladı ve sanat gökyüzümüzde yerini aldı. Bu iki genç Makedonyalı Türk sanatçı sanatseverlerin gönüllerini fethediyor. İkisi de Ohri doğumlu. İki umut verici kızımız. Allah vergisi olan sanatçı becerileriyle anavatanımızı fethetmeye doğru yol aldılar bile. Makedonya Türkleri olarak her ikisine başarılar dileyip, istedikleri yere varmaları için maddi ve manevi desteklerimizi esirgememeliyiz diye düşünüyorum.
Zühal Nebi Mumin farklı teknik ve tematik öğeleriyle pek derin duygular uyandırıverebiliyor izleyicilerinde. Farklı teknikleri olgunca kullanması ufku geniş bir sanatçı olduğunu kanıtlıyor. Büyük ustalıkla işlenmiş olan eserleri, hayal dünyası çok zengin ve renkli bir sanat kişiliğine işaret ediyor. Resimde olduğu gibi, heykel çalışmalarıyla da estetik şoklar ortaya koyabiliyor.
Öğrencisi olarak, gururumuz olan heykeltıraş, resim ve enstalasyon ustamız Bedi İbrahim’in ince sanatsal anlayışından feyiz alarak eserlerinde günümüzün en çağdaş sanat akımlarına ayak uyduruyor, hatta iddialı bir edayla daha ileri gitmeyi hedefliyor diye seziyorum.
Mütevazi ve milli kimliği güçlü benliğini konuşturarak “Sergimde eserlerimi ya da tarzımı tanıtmaktan çok, Türklerin de burada var olduğunu göstermekti amacım” diyor. Konuları ve üslubu son derece ilginç, karşımızda etkileyici bir görsel alem.
Zühal’in sanat becerisinin kökleri ailesindeki geleneğe uzanıyor. 1987 Ohri doğumlu olan Zühal Nebi Mümin, sedef ustalığı geleneğini yürüten bir ailenin çocuğu olarak sanatla büyüdü. İlk sanat eğitimini babası Alaedin Nebi (sedef ve odun oymacılığı ustası)’den aldı.
Ebru Selman’a gelince, yine güçlü bir sanatçı yeteneğine sahip olan bir ressam söz konusu. “Kaybolan Sokaklar“ adındaki tematik bütünlüğü bu ressamın sanatçı bakışını belirliyor. Duyarlılık bakımından farklı resim anlayışları mevcut, farklı üsluplar boy gösteriyor ve birçok resim akımının etkileri gözlenebiliyor. Bu, Ebru’nun arayış içinde olduğunu göstermekte. Zaten gerçek sanatçı kişi hayatının son nefesine kadar arayış içindedir. Ebru Selman, farklı görsel çıkışlarıyla öz resim anlayışının ne kadar renkli ve farklı üslupları deneyecek ölçüde meraklı olduğunu gözler önüne seriyor. Kendisi ne kadar soyut resim yaptığını dese de, kanımca onun eserlerinde somut ve soyut iç içe girmiş, bir görsel harman oluşmuş. Olgun bir ressam mührüne çok yakın olduğunu hissedebiliyorum onun resimlerine baktıkça. Görsel dünyasını oluşturan özellikler artık netleşmeye başlamış, incelikleri su yüzüne çıkarak estetik bir tebbesüm görünür olmuş. Kendi öz tarzını belirleme yolunda büyük mesafe katetmiş diyebiliriz.
“Dedem sanata çok düşkündü. Oymacılıkla uzun zaman uğraştı ve sanatı bana sevdiren en önemli kişilerden birisidir benim için” diyor Ebru Selman.
Zühal ile Ebru’nun üç önemli ortak noktaları var: Her ikisi resim sanatına gönül vermiş, her ikisi aynı şehirde doğmuş, ve her ikisi sanata düşkünlüklerini daha genç yaşlarında aile ortamlarında elde etmişler.
Zühal’da olduğunu gibi, Ebru’da da milli kimlik çizgisi sağlam: “Resimde anlatmak istediğim, köklerimizin ne kadar güçlü olduğu, Türk devletlerini kimsenin ayıramayacağını ve ne kadar köklü bir aile olduğumuzdur. Makedonya’da yaşayan Türkler açısından sanat alanında hala yoğun bir ilgi yok. Maalesef…Bu duruma çok üzülüyorum, ki sanat kültürdür, bütün aileler çocuklarını küçük yaşta sanata yönlendirmeleri gerekir. Mesaj vermek için bir şansım daha olsa Osmanlı eserleri hakkında bir çalışmam olur. Ülkemde ve Balkanlarda Osmanlı eserleri kaybolmasın, unutulmasın” diyerek fikirlerini ifade ediyor ve gerçek bir Türk’e layık duruşunu beyan ediyor Ebru Selman.
Türk dünyası sanatında biz Makedonya Türklerinin söyleyeceği sözü var! Bizim katkımız kaçınılmaz ve olmazsa olmazdır. Bu pek geniş alemin önemli bir parçası olduğumuzu yavaşça, ancak güçlü ve sağlam çıkışlarla kanıtlamaya doğru yol alıyoruz diye inancım var. Makedonya Türkleri olarak kimine göre azınlık sayılabiliriz, oysa biz 300 milyonluk büyük bir milletin mensuplarıyız. Bunun bilincinde olarak Zühal ve Ebrunun başarılarını toplumumuzun her dalında yeni başarılarımızı tetikleyecek birer kıvılcım olarak görüyorum. “Durmak yok, ilerlemeye devam”. Zuhal ve Ebru gibi estetik sahada kendilerini ifade etmeyi seçmiş olan bireylerimiz yeni nesillere örnek olmalı. Sanatın farklı dalları gençlerimizi bekliyor. Varlığımızın daha sağlam temellere oturması ve toplumumuzun yükselmesi kültürdeki atılımlarımızla gerçekleşecektir.
Sanatçı hep önde gidendir, ilerisiyle yaşamaktadır, geleceği görebilendir. Ancak bu yol o kadar da kolay olmasa gerek, zahmet dolu bir “meslek” veya “zanaat” söz konusu. Bu yüzden çok vaat eden genç sanatçı fertlerimize, badireleri atlatırken savunma mekanizmalarını yürürlüğe koymalarında yardım eli uzatmak gerek, böylece kendi öz kültür değerlerimizin varoluşunu sağlayarak sanatımızı sahiplenmeliyiz. Genç yeteneklerin bu yollarında katkılarımızı çekinmeden sunmalıyız.
Gelenekselden geleceğe doğru köprü kuran sanatçı ruhlarıyla gerçek sanatseverlerin gözlerini dolduruyor Zuhal Nebi Mümin ve Ebru Selman. Onların bu uğraşı seçmeleri hiç de tesadüfi değil. Zühal’in babası ve Ebru’nun dedesi birer usta sedefkar ve oymacı olarak sanatın inceliklerine yabancı olmayan bir yaklaşımla etkilemişler yeni nesillerini. Bunun ne kadar önemli olduğunu kavrayarak bu topraklarda Türk sanatı eskilerden beri vardı, var oluyor ve var olacaktır diyebilmekteyiz.
Sanat dünyamız onların yeni başarılarını ve yükselmelerini bekliyor. Makedonyalı bir Türk sanat tarihçisi olarak bu iki pek yetenekli sanatçının gelişmelerini gözlemek bana zevk veriyor. Sanatımızın yükselmesine ve zenginleşmesine tanıklık etmek ne güzel! Varoluşun anahtarı kültürdür.