Hisar’dan Şehre Bakmak: Osmanlı İştip’i

Dr. Mümin Ali - Akademisyen

Köşe Yazıları - 24-09-2026 11:13

İştip Kalesi’ne, yani Hisar’a çıktığınızda önünüzde salt bugünün şehri uzanmaz. Otinya ile Bregalnitsa nehirlerinin çevresinde şekillenen mahalleler, yamaçlara tutunan evler ve ovanın genişliği, dikkatli gözlere maziden kalan başka bir şehrin izlerini de gösterir. Bu manzaraya biraz tarih şuuru ve bilgisiyle bakıldığında camileri, medreseleri, hanları, hamamları, tekkeleri ve hareketli çarşısıyla Osmanlı İştip’i yeniden görünür hâle gelir. İştip, Kuzey Makedonya’nın en eski yerleşim merkezlerinden biridir. Antik çağlarda Astibo, Bizans döneminde Stipeon adıyla bilinen şehir, Bulgar, Bizans ve Sırp idarelerinin ardından Osmanlı hâkimiyetine girdi. Konstantin Dejanović’in 1395 yılında Rovine Savaşı’nda hayatını kaybetmesinden sonra şehir ve çevresi doğrudan Osmanlı idaresine alındı. Köstendil sancağına bağlı bir kaza merkezi hâline getirilen İştip, Tanzimat dönemindeki idari düzenlemelere kadar bu konumunu korudu. Osmanlı idaresinin kurulması, şehir tarihinde tek bir yönetim değişikliği anlamına gelmiyordu. Yeni nüfus hareketleriyle birlikte İştip’in fiziksel ve içtimai yapısı da yeniden biçimlendi. Şehre yerleştirilen Türkler, kale surlarının dışındaki iki nehir vadisinde yeni mahalleler kurdu. XV. yüzyıldan itibaren Yörüklerin şehrin batısındaki geniş sahalara yerleşmesiyle İştip ve çevresi, Rumeli’deki Türk varlığının önemli merkezlerinden biri hâline geldi.

 

Köstendil sancağına ait tahrir defterleri bu dönüşümü rakamlarla ortaya koymaktadır. 1519 yılında İştip’te 201 Müslüman hâne bulunurken bu sayı 1550’de 259’a, 1573’te ise 449’a yükseldi. Aynı tarihte Müslüman hânelerin toplam nüfus içerisindeki oranı yüzde 61’e ulaştığı kaydedilmektedir. Bu veriler, XVI. yüzyıl boyunca şehrin giderek belirginleşen Osmanlı karakterini göstermesi bakımından önemlidir. Ancak nüfus rakamları, bir şehrin kimliğini açıklamak için hiçbir zaman yeterli olamaz. Osmanlı şehir düzenini asıl görünür kılan ibadet, eğitim, ticaret, konaklama ve sosyal yardımlaşma kurumlarının birbiriyle kurduğu ilişkidir. İştip’te camilerin çevresinde mahalleler oluşmuş medreseler eğitim hayatını, hanlar ve kervansaraylar ticareti, hamamlar gündelik yaşamı, tekkeler ise şehrin manevi ve sosyal dünyasını şekillendirmiştir. Bu yapılanmanın en önemli simgelerinden biri Hüsâmeddin Paşa Camii’dir. Kanûnî Sultan Süleyman döneminde inşa edilen yapı, sırf bir ibadet mekânı olarak kalmamış çevresinde oluşan mahalle ve zâviye ile şehrin gelişiminde belirleyici rol oynamıştır. 1573 tarihli tahrir defterinde “Hüsâmeddin Paşa Camii Mahallesi” ile “Merhum Hüsâmeddin Paşa Zâviyesi Mahallesi”nin kaydedilmesi, bu yapının şehir hayatındaki merkezî konumunu açıkça göstermektedir. İştip Bedesteni de şehrin Osmanlı dönemindeki iktisadi canlılığının en güçlü tanıklarından biridir. Sağlam taştan inşa edilen bu yapı, ticaretin belirli bir düzen içerisinde yürütüldüğü, değerli malların alınıp satıldığı ve korunduğu bir şehir ekonomisine işaret eder. Bedestenin varlığı, İştip’in salt idari ve dinî bir merkez olmadığını aynı zamanda bölgesel ticaret yollarıyla bağlantılı elzem bir alışveriş ve üretim merkezi olduğunu göstermektedir.

Şehrin gelişmesine katkı sağlayan vakıf kurucuları arasında Kadı Nûreddin ile oğlu Mevlânâ İştibîzâde Mehmed de bulunuyordu. Cami, hamam, kervansaray, medrese ve küçük bir kütüphane gibi yapılarla desteklenen bu vakıflar, Osmanlı şehir anlayışının temelini meydana getiriyordu. Bugün bu eserlerin birçoğu maalesef ayakta değil, fakat arşiv kayıtları onların bir zamanlar İştip’in sosyal ve kültürel hayatında üstlendikleri rolü ortaya koymaktadır. Evliya Çelebi’nin 1661-1662 yıllarına ait gözlemleri, Osmanlı İştip’inin ulaştığı büyüklüğü daha açık biçimde görmemizi sağlamaktadır. Ünlü seyyaha göre şehirde 2.240 hâne, yirmi dört mahalle, yirmi dört cami ve mescit, iki hamam, bir medrese, yedi han ve yedi tekke bulunuyordu. Bu rakamlar, XVII. yüzyıl İştip’inin sıradan bir taşra kasabası değil, kurumsallaşmış sosyal yapısıyla gelişmiş bir Osmanlı şehri olduğunu göstermektedir. İştip’in gelişimi her zaman kesintisiz olmadı. Şehir, 1689 yılında Avusturya ordularının işgaline uğradı ve ordunun geri çekilmesi sırasında büyük ölçüde yakılıp yıkıldı. Bu ağır tahribatın ardından uzun süre toparlanamasa da XVIII. yüzyılın sonlarından XIX. yüzyılın ortalarına kadar yeniden önemli bir sanat ve ticaret merkezi hâline geldi. XIX. yüzyılın sonlarına ait kayıtlarda şehirde on üç cami, üç medrese, bir rüştiye, üç iptidaiye, iki kilise, bir sinagog ve yüzlerce dükkânın bulunması, İştip’in çok katmanlı toplumsal yapısını yansıtmaktadır.

1873 yılında Selânik’ten Kosova’ya uzanan demiryolunun Vardar vadisinden geçirilmesi, eski Üsküp-İştip-Serez-Selânik yolunun önemini kaybetmesine neden oldu. Ticaret yollarındaki bu değişim, şehir ekonomisini doğrudan etkiledi. 1912’de Osmanlı hâkimiyetinin sona ermesi ve ardından yaşanan savaşlar, göçler ve siyasî dönüşümler ise İştip’in demografik ve kültürel yapısını köklü biçimde değiştirdi. Özellikle Müslüman nüfusun şehirden ayrılması ve 1950’li yıllarda Türkiye’ye yönelen göçler, yüzyıllar içerisinde oluşmuş kültürel dokunun büyük ölçüde çözülmesine yol açtı. Buna rağmen İştip’in Osmanlı geçmişi bütünüyle kaybolmuş değildir. Hisar, Hüsâmeddin Paşa Camii, bedesten ve diğer tarihî izler bu geçmişin mimari tanıklarıdır. Şehrin batısındaki Ofçabolu yöresinde yaşamaya devam eden Yörükler ise bu mirasın canlı temsilcileridir. Dil, gelenek-töre/âdet, yer adları ve kolektif hafıza, mimari yapıların aciz kaldığı/ anlatamadığı pek çok hususu bugün de muhafaza ederek dile getirmektedir. Hisar’dan bugünkü İştip’e bakarken görünen şehir ile tarihî kayıtlarda anlatılan şehir arasında büyük bir fark vardır. Fakat bu fark, mazinin ortadan kalktığı anlamına gelmez. Aksine, geçmişin izlerini araştırma ve koruma sorumluluğunu daha da artırır. Çünkü İştip’in Osmanlı mirası, Türk tarihinin bir parçası olarak sınırlandırılmadığı gibi Kuzey Makedonya’nın çok kültürlü geçmişinin ve Balkanların ortak hafızasının da vazgeçilmez bir unsurudur. Bir şehri gerçekten tanımak, sadece bugün ayakta duran yapılara bakmakla mümkün değildir. Bazen kaybolmuş bir mahalleyi tahrir defterinden, yıkılmış bir medreseyi vakıf kaydından, unutulmuş bir çarşıyı seyahatnameden yeniden okumak gerekir. İştip de ancak görünen eserleriyle görünmeyen hafızası birlikte değerlendirildiğinde bütünlüklü biçimde anlaşılabilir.

Muhabbetle…

Günün Diğer Haberleri