Görünmez Düşman

- 19-03-2020 14:36

Günter Mercan

- Yeni tip koronavirüs Kovid-19 üzerine...

“Bir tünele giriyoruz ve bu tünelin öbür ucunda çok farklı bir dünya olacak.” (Bruno Maçães)

Geçen yılın sonlarından itibaren yüksek lisans tezimi hazırlamak üzere ‘dördüncü sanayi devrimi’ hakkında bazı kitaplar okumaya başladım. Milyarlarca insanın mobil cihazlara bağlanmasının, eşi görülmedik miktarlarda işlem gücünün, depolama yeteneklerinin ve bilgi erişiminin ortaya çıkmasının sağlayacağı sınırsız imkânları düşünürken ya da yapay zekâ, robotik, nesnelerin interneti, özerk taşıtlar, 3D yazıcılar, nanoteknoloji, biyoteknoloji, malzeme bilimi, uzay derken birdenbire dünya gündeminin ellerimizi nasıl yıkamamız gerektiğine odaklanması biraz moral bozucu...

Şaka bir yana…

Tarih boyunca birçok salgın insanların kitleler halinde ölümüne yol açmıştır. 20. yüzyıl Çin’inde, ortaçağ Hindistan’ında ya da antik Mısır’da, kıtlık, salgın hastalıklar ve savaşlar insanlığı en çok etkileyen üç temel sorun olmuştur. Ne var ki insanlık son yüzyılda büyük gelişmeler kaydetti ve tıp alanında enfeksiyonlarla mücadele edebilmek için önemli keşifler gerçekleştirdi. Geçtiğimiz yıllarda, enfeksiyonlara yönelik araştırmalar sağlığımızı tehdit eden bakteri, virüs, mantar türlerine karşı etkili silahlar geliştirmemizi mümkün kıldı. Bu sorunları tamamen çözemesek de büyük ölçüde onları doğanın anlaşılamaz ve önlenemez meseleleri olmaktan çıkarıp mücadele edilebilir unsurlara dönüştürdüğümüz açık olarak ortadadır. Ünlü tarihçi ve yazar Yuval Noah Harari’nin, insanların dünü, bugünü ve yarınını tartışırken dediği gibi “Tarihte ilk defa çok yemekten ölen insan sayısı, gıdasızlıktan ölen insan sayısından fazla. Enfeksiyona bağlı ölümler azalırken yaşlılığa bağlı ölümler giderek artıyor; teröristler ve suçlular tarafından katledilenlerin toplamından fazlası kendi canına kıyıyor. 21. Yüzyılın başında ortalama bir insanın McDonald’s menüleriyle tıkınmaktan ölme ihtimali kuraklık, Ebola virüsü ya da başka bir saldırıdan hayatını kaybetme ihtimalinden çok daha yüksek”.

Fakat, bu dönemde kuşkusuz, çok ciddiye alınması gereken bir olayla karşı karşıya kalmış bulunuyoruz. Çünkü, biz ne kadar kendimizi geliştirdiysek de mikroorganizmalar da bize karşı savunma sistemlerini geliştirdi. Son yıllarda sık sık değişik virus ve salgın hastalık türleri ile karşılaşmaya başladık. 2002-2003’te SARS, 2005’te kuş gribi, 2009-2010’da domuz gribi, 2012’de MERS, 2014’te Ebola salgınlarında yaşandığı gibi. Ancak alınan etkin önlemler sayesinde, görece çok daha az kurban vererek bunları da atlatmayı başardık. İlk ortaya çıktığında bir Kara Veba[1] endişesi yaratan SARS virüsü, tüm dünyada toplamda bin kişiden az insanın yaşamını yitirmesine sebep oldu. 26 Eylül 2014’te Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından, “modern zamanlardaki en ciddi halk sağlığı durumu” olarak tanımlanmasına rağmen, Ebola 2015 başında dizginlenmiş ve 2016 başında yine DSÖ tarafından ortadan kaldırıldığı ilan edildi. 30 binin üzerinde insanı etkiledi (11 binin canına mâl oldu) ve Batı Afrika’nın tamamına büyük çapta ekonomik zarar verdi, ama Batı Afrika sınırlarının ötesine yayılmadı ve ölen insan sayısı 16. yüzyıldaki Meksika’daki çiçek salgınıyla veya 20. yüzyılda 50 ila 100 milyona yakın insanın ölümüne yol açan İspanyol gribiyle karşılaştırılamayacak kadar azdı.

Yeni bulaşıcı hastalıklar sıklıkla patojenlerin mutasyona uğraması sonucu ortaya çıkıyor. Bu mutasyonlar sayesinde hayvanlardan insanlara geçen patojenler, aynı şekilde insanların bağışıklık sistemini çökertiyor ya da antibiyotik benzeri ilaçlara karşı direnç geliştirmesine sebep oluyor. İnsanın çevre üzerindeki etkileri yüzünden bugün bu tip mutasyonlar büyük olasılıkla daha sık meydana geldiği gibi geçmişe kıyasla daha da hızlı yayılıyor. Yine de tıbba karşı yarışta patojenler şansa bel bağlamak zorundalar. Kovid-19 adıyla bilinen yeni tip koronavirüs, hayvanlarda yaygın olarak görülen bir virüs türü. Ender olarak hayvanlardan insanlara bulaşabiliyor. Hayvanlardan insanlara bulaştığında oluşan hastalığa “zoonoz” deniyor. Bu virüsün insandan insane bulaşabilen türünün ilk örnekleri yukarıda belittiğimiz gibi SARS ve MERS örneklerinde görüldü. Şu anda gündemde olan tür ise SARS ve MERS salgınlarındaki türden farklı, daha önce tanımlanmamış yeni bir tür. Hastalardan elde edilen numunelerdeki virüsün elektron mikroskobu ile çekilen fotoğraf görüntüsündeki, yüzeyinde bulunan ve onu kaplayan halka sebebiyle ‘taç’ anlamına gelen ‘korona’ kelimesi ile ifade ediliyor.

Hastalığın insanlara bulaştıktan sonra nerede yerleştiği, nasıl çoğaldığı, bağışıklık sistemimizi nasıl etkilediği, enfeksiyonun nasıl yayıldığı, kimlerin risk altında olduğu gibi çok sayıda insanların ilgisini çeken soru var. Fakat bu soruların cevaplanmasını tıp alanında uzman olan kişilere bırakarak ben bu salgın hastalığın küresel ekonomiye etkilerinin nasıl olacağı konusunda yazmaya çalışacağım.

Koronavirüs salgınının küresel ekonomiye etkileri

Son birkaç ay itibariyle birbiri ardına patlak veren şok gelişmelerle dünya ekonomisinde 2008’deki küresel finans krizinden bu yana tartışmasız en çalkantılı dönem olma konusunda 2020 yılı büyük sinyaller veriyor. ABD-Çin ticaret savaşlarının tansiyonu karşılıklı müzakerelerle düşürülüp çözüm yoluna girilmeye çalışırken Çin’in Wuhan kentinden önce Doğu Asya’ya, ardından da tüm dünyaya yayılarak kamu sağlığı endişelerine yol açan ve birçok ülkede günlük hayatla insan hareketliliğini durma noktasına getiren koronavirüs salgını ciddi endişeleri tetikledi. Salgının önce Çin ve Doğu Asya’da yayılması sonra ABD, Avrupa ve Orta Doğu ülkelerine geçmesi, küresel sağlık riskini tetikledi ve dünya ekonomisinin hem üretim hem de talep tarafında önemli daralma eğilimlerini tetikledi.

Brookings Institution’ın bir çalışmasına göre 2003 yılındaki SARS salgınının toplam ekonomik maliyeti 40 milyar doları bulmuş ve bu salgın Çin GSYH’sından 2003 yılında 1,05 puan, on yıl içerisinde toplam 2,34 puan götürmüştü. Fakat 2003’te Çin 1,6 trilyon dolarlık ekonomisiyle dünyada yedinci sıradaydı ve küresel ekonominin toplam büyüklüğünün yaklaşık yüzde 4’üne denk geliyordu. Bugün ise Çin 14,3 trilyon dolarlık ekonomisiyle ABD’den sonra dünyanın en büyük ikinci ekonomisine sahip ve küresel ekonominin yüzde 16’sına karşılık geliyor. Çin’in 2020 büyüme tahminini yüzde 5,8’den yüzde 5,2’ye ve ondan sonra yüzde 4,8’e çeken uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s salgının tüm Asya-Pasifik bölgesinde ekonomik büyümeyi yavaşlatacağını vurguladı. Günümüzdeki Çin’in %27,5 ile küresel büyümeye en fazla katkı sağlayan ülke konumunda buluduğunu ve daha önceki dönemlere göre küresel ekonomiyle daha fazla entegre konumunda olduğunu varsayarsak, koronavirüsün Çin ve dünya ekonomisinin üzerindeki etkisinin çok daha derin olacağı ve daha ağır bir hasar oluşturacağına kesin gözle bakmak mümkün. Tedarik zinciri kesintileri ve ülkedeki fabrikalarda üretimin durma noktasına gelmesi, Çin’de üretim tesisi bulunan büyük şirketlerin yanı sıra üretimi büyük ölçüde Çin’den yaptığı komponent ithalatına bağlı olan ülkeleri de zor duruma sokacak. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD), 2020 yılı küresel ekonomi GSYH büyüme tahminini yüzde 2,9’dan yüzde 2,4’e indirdi.

Bu olaylara bir de petrol fiyatlarındaki ani düşüş eklendi. Suudi Arabistan’ın başı çektiği Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) ve Rusya arasında küresel petrol fiyatlarının belirlenmesi ve pazar paylaşımı açısından sorunlar ortaya çıktı. Haziran 2018’de 73 dolar olan petrol fiyatı önce ticaret savaşları sonra da koronavirüs salgınının sebep olduğu ekonomik yavaşlama ve talep azalması nedeniyle düşmeye başlamıştı. Bu durumlara Riyad-Moskova anlaşmazlığı da eklenince Brent cinsi ham petrol fiyatı 9 Mart’ta 30 doların altına indi.

ABD’de S&P 500 endeksi yüzde 7 civarında düştü. Uzun yıllar sonra ABD borsalarında işlemlere ara verilmek zorunda kalındı. İtalya’daki koronavirüs etkileriyle zaten gergin seyreden Avrupa piyasalarında büyük düşüşler yaşandı. Yani diyebiliriz ki dünya ekonomisinin hem üretim hem de talep tarafında daralma baskılarıyla yüzleşeceği bir kriz döneminin ufkundayız...

Neler yapılabilir?

Dünya ekonomisi ile kısa vadede ciddi sıkıntıların olacağı çok açık. Burada sadece merkez bankalarının para pompalaması ile çözülemeyeceği ve mali politikaların alınması şart.

Kapanan sınırlar, duran uçaklar, karantinaya alınan şehirler ve sokağa çıkma endişesi devam ederse bundan küçük esnaf ve işletmeler çok zarar görür. Bu yüzden ülkeler faiz indirimi veya para basımı gibi işlerden çok buraya yönelmelidirler. Çünkü bir veya iki ay iş yapamayan küçük işletmelerin borçlarını döndürmesi veya masraflarını karşılaması zorlaşır. Bu yüzden yardım planlarının küçük işletmeleri birkaç ay yürütecek şekilde yapılması gerekir. Ayrıca tedarik zincirlerindeki çatlakların oluşması ve hammadde sevkiyatlarının gecikmesi, nakitleri olmasına ragmen büyük işletmeleri zorlayabilir. Bu şirketlere yönelik ise hammadde sorununun çözülmesi yönünde adımlar atılmalıdır ki üretim çok yavaşlamasın.

[1] 1330’larda Doğu Asya ya da Orta Asya’nın bir bölgesinde ortaya çıkmış, Asya, Avrupa ve Kuzey Afrika’ya yayılmış ve kısa sürede Atlantik Okyanusu’nun kıyılarına dek ulaşmıştı. Avrasya’nın toplam nüfusunun dörtte birinden fazlasının canına mâl olmuş, 75 ila 200 milyon arasında insanı öldürmüş.

Günün Diğer Haberleri