banner43

banner42

16 Aralık 2017 Cumartesi

Makedonya Kitabeleri Projesi Yunus Emre ve TİKA Marifeti ile Gerçekleşecek

Yard. Doç. Dr. Mehmet Samsakçı’nın, özel hayatından kesitler, Türkoloji çalışmaları, başında bulunduğu Üsküp Yunus Emre Enstitüsü’nün gerçekleştirdiği kültür, sanat ve eğitim alanındaki faaliyetleri yansıtan söyleşimizi olduğu gibi aktarıyoruz.

25 Ocak 2016 Pazartesi 10:23
Bu haber 1424 kez okundu
Makedonya Kitabeleri Projesi Yunus Emre ve TİKA Marifeti ile Gerçekleşecek



05 Ağustos 2015 tarihinde, Yunus Emre Enstitüsü - Üsküp Türk Kültür Merkezi Müdürü görevine atanan Yard.Doç.Dr.Mehmet Samsakçı, Akademsiyen kimliğiyle objektif bir yönetici, analitik düşünen, kendini doğru ve rahat ifade eden, kendisine her konuda rahatlıkla sorabilir, danışabilir nitelikli bir kişiliğe sahiptir.

Özgeçmiş

1981 yılında Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesinde doğdu. 14 Eylül İlkokulu’nda okudu, ortaokul ve liseyi 1992-1993 eğitim-öğretim yılında girip 1999’da mezun olduğu Sedat Karan Anadolu Lisesi’nde tamamladı. Aynı yıl İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne girdi ve 2003’te mezun oldu. Aynı yıl Yüksek Lisans programına kaydoldu ve Prof.Dr.Kâzım Yetiş’in danışmanlığında “Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Eserlerinde Güzel Sanatlar” isimli tezini tamamladı.(2005) Yine 2005 yılında söz konusu bölümde doktora çalışmasına başladı. 2003-2006 yılları arasında Yahya Kemal Enstitüsü’nde arşiv ve müze görevlisi olarak görev yaptı. 2006 Aralık’ta, mezun olduğu ve doktora çalışmasını sürdürdüğü bölüme Yeni Türk Edebiyatı Kürsüsünde Araştırma Görevlisi olarak atandı. “Çok Partili Hayata Geçiş Sürecinde Parti / Particilik Algısının Türk Romanına Aksi (1909-1980)” başlıklı teziyle Aralık 2010’da Dr. ünvanını aldı. Kasım 2012 itibariyle İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalında Yard. Doç. Dr. Kadrosuna atanan ve hâlen buradaki görevine devam eden Samsakçı, 2012-2013 Akademik Yılında, Yunus Emre Enstitüsü Türkoloji Projesi kapsamında, Priştine Üniversitesi Filoloji Fakültesi Türkoloji Bölümünde dersler vermiş, 2015 itibariyle de Üsküp Yunus Emre Enstitüsü Müdürü olarak görevlendirilmiştir.

Yard. Doç. Dr. Mehmet Samsakçı’nın, özel hayatından kesitler, Türkoloji çalışmaları, başında bulunduğu Üsküp Yunus Emre Enstitüsü’nün gerçekleştirdiği kültür, sanat ve eğitim alanındaki faaliyetleri yansıtan söyleşimizi olduğu gibi aktarıyoruz.

-Yeni Balkan okurlarına kendinizi tanıtır mısınız?

1981 yılında Bursa’da doğdum. Baba tarafındfan Balkan göçmeniyim. Bulgaristan’ın Kazanlık tarafından göçmüşler. İlkokuldan sonra, orta ve lise öğrenimimi memleketimde, Anadolu Lisesi’nde tamamladım. Lise yıllarımda bir duaya dönüştürdüğüm şeyi Allah bana nasib etti, İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyati Bölümüne kaydımı yaptırdım. Eylül “1999’dan sonra bütün hayatım edebiyat oldu” diyebilirim. Daha Fakülteye ilk girdiğim gün Hocalardan birine koridorda, “ben asistan olmak istiyorum” dediğimi hatırlarım. Edebiyata olan aşkımı, meylimi, ilgimi, iştiyakımı vurgulamak için bunu söylüyorum. 2003 yılında Prof. Dr. Kâzım Yetiş Hoca bana Yahya Kemal Enstitüsü’nde’ memurluk teklif etti. Hayatımın en güzel diyebileceğim üç buçuk senesini İstanbul’da Çemberlitaş’ta, İstanbul Fetih Cemiyeti bünyesi altında faaliyetlerini sürdüren Yahya Kemal Enstitüsü’nde geçirdim. 2003’te Yüksek Lisansa kaydoldum. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Eserlerinde Güzel Sanatlar başlıklı tezle Yüksek Lisans programından mezun oldum. 2005’te doktoraya başladım. 2010’da Türkiye’de Çok Partili Hayata Geçiş Sürecinde Parti / Particilik Algısı isimli doktora tezimi savundum. Doktoram devam ederken evlendim, sonra askere gittim. 2012’de bir yıl Priştine Üniversitesi Filoloji Fakültesi Türkoloji Bölümünde Osmanlı Türkçesi ve Yeni Türk Edebiyatı dersleri anlattım. 2015 yılında Üsküp Yunus Emre Müdürü olarak beldenize geldim.

-Üsküp’e geldiğinizde Yunus Emre’nin buradaki tanınırlığı ve yapmış olduğu faaliyetlerini nasıl buldunuz? Sizce yerel halk, akademik camia, Makedonya’da yaşayan soydaşlarınız ve diğer etnik topluluklara mensup vatandaşlar Yunus Emre'yi nasıl algılıyorlar? Gözlemleriniz ve izlenimleriniz nelerdir?  

Kosova’da Yunus Emre Enstitüsü’nün Türkoloji Projesi ile görevlendirilmiştim. O süreçte özellikle Balkanlar’da faaliyette bulunan pek çok Kültür Merkezini ziyaret etme fırsatı ve imkânını buldum. Çeşitli vesilelerle Üsküp’e gelip gitmiştim. Üsküp’ün, Yunus Emreler içerisinde  bir şöhreti olduğunu biliyordum. Biz Türkiyeliler için Üsküp çok ayrı bir anlam ifade ediyor. Üsküp’te soydaşlarımız, dindaşlarımız, akrabalarımız var. Bizimle aynı tarih ve coğrafyayı paylaşmış olan büyük bir kitle sözkonusu, dolayısıyla burası çok hareketli aynı zamanda çok bereketli de bir yer. Benden önceki müdür arkadaşlarımızın gayretlerini de takip ediyordum. Geldikten sonra da düşünce ve gözlemlerimde yanılmadığımı gördüm. Yunus Emre Enstitüsü Türkiye’nin kültürel diplomasi hamlesidir. Türk tarihini sanatını, kültürünü, medeniyetini dışarıya anlatmak, tanıtmak, sevdirmek üzere kurulmuş bir enstitüdür. Burada bizi yüzyıldır bekleyen soydaşlarımız var. Yunus Emre Enstitüsü olarak sadece Makedonlara Türkçe öğretmekle kalamayız, bizi yanında görmek isteyen, bizden güç almak isteyen, bizimle faaliyet yapmak isteyen, sesinin tonunu bizimle yükseltmek isteyen çok ciddi bir kitle var. Dolayısıyla bir faaliyeti hazırlarken, çerçevesini ya da muhtevasını belirlerken her şeyi düşünmek zorundayım. Bir tarafta beni tanımayan, beni bilmeyen çeşitli politik sebeplerle benim kültürüm, medeniyetim ve ülkem hakkında bazı önyargılara sahip olan bir kitleye kendi ülkemi ve tecrübemi aktarmak zorundayım. Bir taraftan da benimle aynı dili konuşan benimle aynı kültürü paylaşan insanlara moral güç ve destek olmak zorundayım. Üsküp Yunus Emre'nin çok canlı, hareketli ve - dediğim gibi - çok bereketli bir yer olduğunu düşünüyorum. Zor olduğunu da görüyorum ama, “ne kadar külfet, o kadar nimet” öyle değil mi? Ne kadar zor bir şeyi başarırsanız, başarınız o oranda yüksek olur.

-Malumunuz bu topraklarda yaşayan Türk soydaşlarınızla birlikte diğer etnik topluluklar da Osmanlıdan kalan 500 yıllık bir kültürel mirası paylaşıyorlar, Vakanüvisler, sanatçılar, edebiyatçılar, bir şekilde Türk kültürüne aşina olanların sayısı az değildir. Belirttiğiniz gibi Yunus Emre Enstitüsü sadece kendi kültürünü, tarihini ve dilini tanıtmak değil de bir kültür köprüsü rolünü üstlendiği için buradaki çok etnili, çok kültürlü zenginlikleri de yakından tanımak, yeni tecrübeler edinmek ve bunları Türkiye’ye tanıtmak amacındadır. Buna bağlı 2016 yılında bu konuda ne tür faaliyetler yapmayı düşünüyorsunuz?

Üsküp Yunus Emre Enstitüsü Makedonya ile Türkiye Cumhuriyeti arasında bir kültür köprüsüdür. Türkiye’nin sanatını, sanatçısını, âlimini, ârifini buraya getirmek, Türkiye’nin zenginliklerini burada değerlendirmek, daha doğrusu seslendirmek ve buraya tanıtmakla mükellefiz. Ama aynı oranda da buranın değerlerini, zenginliklerini, değerlerini Türkiye’ye tanıtmak, onların Türkiye ile olan irtibatlarını kuvvetlendirmek, onları Türkiye’de yaşamanın, orada üniversite okumanın ya da bazı meslekleri Türkiye’de icra etmenin yollarını göstermekle de yükümlüyüz. 2016 yılı için beni çok heyecanlandıran bir kaç projemiz var. Kurum olarak bir faaliyet takvimi hazırladık tabiî, burada konserler, konferanslar, seminerler, sergiler var, buradaki bazı şair ve yazarlarımıza bizim tertip etmek istediğimiz geceler var. Fakat “Makedonya Kitabeleri Projesi”nin bunlar içerisinde özellikli bir tarafı var. Proje, Makedonya sınırları içerisinde bulunan Osmanlı mimarî eserlerinin Arap harfli kitabelerinin günümüz Türkçesine, ardından da Arnavutçaya, Makedoncaya ve İngilizceye tercüme edilmesi esasına dayanıyor. Önlerinden geçtiğimiz, içlerinde ibadet ettiğimiz, musluklarından su içtiğimiz yapıların, tekkelerin, medreselerin, köprülerin, çeşmelerin, camilerin kitabelerini hayata kazandıracağız. Önünden geçerken veya içine girerken görülen, seyredilen ama okunamayan o kitabeler artık gün ışığına çıkacak. Ben bu kitabelere o yapıların “alın yazıları” derim. Onarın alın yazıları böylelikle Yunus Emre ve TİKA marifeti ile ve tabii ki ilgili yerel kuruluşların (Makedonya İslam Birliği ve Makedonya Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı) izin ve destekleri ile bu kitabeleri yakın bir zamanda - inşallah - hayata kazandıracağız. Bir diğer önemli faaliyetimiz Yahya Kemal Organizasyonu... Malum Yahya Kemal bir Üsküp şairidir, bir Balkan şairidir, ama Balkanlılığı İstanbullukla en iyi buluşturan şairlerden bir tanesidir. O Üsküp’te doğmuş, şahsiyetinin temelleri Üsküp’te atılmış, fakat daha sonra Paris’te ve İstanbul’da asıl kişiliğini olgunlaştırmış bir şairdir. Yaklaşık 60 – 70 kadar Yahya Kemal resimlerinden oluşacak bir sergisi, 10-15 gün açık kalacak. İki veya üç gün sürecek bir Yahya Kemal sempozyumu; sempozyumun ilk akşamı Yahya Kemal’in şiirlerinden bestelenmiş şarkılardan oluşan bir konser, bu sempozyumda sunulacak bildirilerin bir kitap halinde yayımlanması, eğer imkân bulursak 12 kitaplık Yahya Kemal külliyatının Arnavutçaya ve Makedoncaya tercümesi edilmesi söz konusu. Bunlardan başka beni heyecanlandıran veya gururlandıran bir şey var. Üsküp Yunus Emre Makedonya’daki uluslararası sanat organizasyonlarına çok iyi entegre olmuş. Bu, sağ olsunlar benden önceki arkadaşlarım ve buranın - sizi de dâhil ederek söylüyorum - personelinin bir başarısıdır. Buradaki uluslararası sanatsal organizasyonlara Türkiye’den sanatçıları Yunus Emre getiriyor. İnşallah Manaki Film Festivaline, Struga Şiir Akşamlarına, Proza Balkan Edebiyat Festivaline, Felsefe Filmleri Festivaline bundan sonra da Türkiye’den sanatçıları Yunus Emre getirecek. Türkiye’den en doğru, en kaliteli, en başarılı isimleri buranın sanat piyasasına, buranın sanat ortamlarına taşımak bizim için bir onur kaynağıdır.  Dolu bir takvim bekliyor bizi ve takipçilerimizi, sevenlerimizi.

-Makedonya Türklerinin gündeminden düşmeyen, merakla beklenen Kurşunlu Han’ın, Yunus Emre Enstitüsü’ne tahsis edilmesi konusunda gelişmeler hangi aşamada? Okurlarımıza bu konuda bir müjdeniz var mı ?  

Bu konuya değinmeniz çok iyi oldu. Üsküp Yunus Emre Enstitüsü 2010‘da kuruldu. Sayın Başbakanımız zamanın Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Makedonya Cumhuriyeti Kültür Bakanı Sayın Elizabeta Milevska Kançevska’nın beraberce açtıkları kurum, T.C. Üsküp Büyükelçiliği altında faaliyetlerini sürdürmeye başladı. 2012’de Türkiye Cumhuriyeti ile Makedonya Cumhuriyeti arasında kültür merkezlerinin kuruluşu ve faaliyetleri hakkında bir anlaşma imzalanmıştır. Bu, iki devletin Bakanlar Kurulundan geçmiş, iki ülkenin resmî gazetelerinde yayınlanmış bir anlaşma. Buna göre Makedonya Cumhuriyeti Üsküp Türk çarşısı içerisindeki Kurşunlu Hanı gerekli restorasyon çalışmalarını yapmak koşuluyla, Türkiye Cumhuriyetine, Yunus Emre Enstitüsü’ne tahsis ediyor. Anlaşmaya göre Yunus Emre Enstitüsü Üsküp’te var olduğu sürece Kuşunlu Han, Yunus Emre’ye tahsis edilecek. Oradaki iki katlı mekânda Osmanlı Türkçesi, ebru, hat, tezhib kursları açılacak, yazarlık atölyeleri gerçekleştirilecektir. Belki orada da Türkçe dersleri vereceğiz, avlusunda Türk filmleri göstereceğiz, iftarlar vereceğiz. Türk kültürüne, Türk medeniyetine ait ne varsa maddi veya manevi, bunları o güzel mekânda tanıtacak, sevdireceğiz. Buna mukabil, Türkiye Cumhuriyeti de Makedon Enformasyon ve Kültür Merkezine Taksim’de bir apartmanın bir katını tahsis etti. Şu an Üsküp Yunus Emre gerekli işlemleri ve prosedürleri tamamladı, bu anlaşma gereğince Kurşunlu Han’a taşınmayı bekliyoruz. Anlaşmaya göre Makedon Makamları şu an Kurşunlu Handa bulunan arkeolojik eserleri oradan alacak, başka bir mekana nakledecek ve Üsküp Yunus Emre oraya taşınıp faaliyetlerine devam edecektir. Bunu bir müjde olarak okurlarınıza ve takipçilerinize duyurabilirsiniz. Artık herhangi bir engel görünmüyor.

-Yunus Emrenin bir diğer önemli özelliği yabancılara veya yerli soydaşlarınıza, Türkçesini geliştirmek isteyenlere Türkçe öğretmek… Daha önceleri Türkçe eğitimi dernekler bazında yaplıyordu, oysa şimdi tam manasıyla uluslararası yabancı dil portfolyolarına göre Türkçe öğretilmekte. TYS sınavları uygulanmakta. İlgilenenler Yunus Emre’ye Türkçe eğitimi konusunda başvurduklarında ne gibi hizmetlerden faydalanabilirler?

Yunus Emre Enstitüsü Türkiye Cumhuriyeti kurumları içerisinde yabancılara Türkçe öğretme konusunda, en yetkili kurumdur. TOMER dil merkezleri var, bunlar başarıyla çalışmalarını devam ediyorlar, fakat yurt dışında Türkçeyi öğretecek kurum Yunus Emre Enstitüsü’dür. Yunus Emre’nin Türkçe Yeterlilik Sınavı, Türkçenin ölçülmesi, değerlendirilmesi konusundaki en muteber sınavdır. O sınavdan alacağınız belge ile her yerde Türkçenizi ispatlayabilirsiniz. Türkçe bildiğinizi ispatlayarak çeşitli mesleklere dâhil olabilirsiniz. Üsküp’te Türkçeye müthiş bir talep var. Şu anda 417 kursiyerimiz var. Öğrenciler veya yetişkinler, kurumlar, kuruluşlar, şirketler Üsküp Yunus Emre’den Türkçe talep ediyorlar. Türkiye artık büyük bir devlet. Türkiye’nin maddî veya manevî plânda kendi bölgesinde veya dünya piyasasında güçlenmesiyle, adını duyuran, kimliğini saydıran bir ülke hâline gelmesiyle beraber Türkçe tekrar bir ivme kazanmış oldu. Asırlar öncesinden bize seslenen Kaşgarlı Mahmud’u hatırlayalım. Divânu Lügâti’t- Türk’ün yazarı olan ilk büyük lügatçimiz ve ansiklopedistimiz demişti ki; Türklerin dilini öğrenin, onların çok uzun zaman sürecek bir medeniyeti olacak. Dolayısıyla Türkçe bilmek artık bir değer ifade ediyor. Dünyanın her yerinde artık Türkçe konuşabiliyorsunuz. Zaten Adriyatik’ten tâ Çin’e kadar Sibirya’ya kadar Türkçe konuşarak gidebilirsiniz. Kosova’da, Makedonya’da, Yunanistan’da, Bulgaristan’da, Azerbaycan ve diğer Türkî Cumhuriyetlerde, Kırım’da, Kıbrıs’ta, dünyanın çok büyük bir kısmı Türkçe konuşuyor, çünkü Türkçe yaşanıyor… Arada telaffuz, şive ya da lehçe farklılıkları olabilir. Bu başka bir meseledir. Ama Türkçe artık bir dünya dilidir. Bunu Türkolog romantizmi ile söylemiyorum, bir akademsiyen objektifliği ile söylüyorum. Türkçe bir dünya dilidir ve Türk medeniyeti dünya medeniyetler tarihinde gerçekten çok özgün, çok saygın bir medeniyettir. Medeniyet bana göre “insanî yaşama ve insanı yaşatma sanatı”dır. Biz insanî yaşıyorsak, yani insan olmanın mesuliyetini yerine getirerek, insanlarla, insanî gereklilikleri tam anlamıyla yerine getirerek, insan olmanın vazifesini ve mesuliyetini hissederek irtibat kuruyorsak medenî insanız diyebiliriz kendimize. İnsanlara zarar vermiyorsak, bilâkis onların hayatlarını kolaylaştırabiliyorsak, daha zevkli daha anlamlı hâle getirmek için çalışyorsak, yani mesuliyetimizin farkındaysak - ki Tanpınar, insan mesuliyettir – der, medenîyiz demektir. İnsanın cüz’î de olsa bir iradesi var. Bu iradeyi doğru kullanmak zorundayız. Bu kutsal emanet bizde! 

Bir de devlet bazında yani büyük sistemler, organizasyonlar bazında medeniyet var. Bu geniş ve kolektif anlamıyla da medeniyet “insanı yaşatma sanatı”dır. Silah, para, askerî ve teknolojik gücü olan herkes medeniyet inşa edemez. Eğer hâkim olduğunuz veya sözünüzü geçirdiğiniz topraklarda adaletsizlik varsa, din, menfaat vesaire savaşları varsa ve sizin denetiminiz altında tuttuğunuz yerlerde insan ölüyorsa veya ayrılıyorsa orada bir medeniyetten bahsedemezsiniz. Bugün bazı güçlerin Orta Doğuda hâkim ya da söz sahibi olmalarına rağmen orada her gün yüzlerce, binlerce insanın ölmesi bir realite ise - ki öyle - o devletler hiçbir medeniyet iddiasında bulunamazlar. Evet, “insanî yaşama ve insanı yaşatma sanatı.” Yani az çok Osmanlı Devleti…

Biz kuvvetli bir medeniyetin vârisleriyiz ve bu medeniyetin en büyük göstergesi, taşıyıcısı dildir. Bu anlamda Türk dili çok değerli bir dildir. Sadece tarihten gelen büyük bir edebiyat, büyük bir medeniyet tesis ettiğimiz için yani Türk diliyle büyük medeniyet eserleri ortaya koyulduğu için değil. İnkâr edemeyiz ki maddî ve iktisadî bir hayatın içindeyiz. İnsan politik ve ekonomik bir yaratıktır. Bu bahsi şundan açıyorum. Şu an Türk dili, insanların meslek sahibi, ekmek sahibi olmaları için de büyük bir anahtardır. Yunus Emre Enstitüsü’ne bu kadar talebin olması da bundandır. Artık Türkiye sadece kültürüyle, medeniyetiyle değil, iş adamlarıyla, fabrikalarıyla, firmalarıyla, holdingleriyle bütün dünyaya açılmış vaziyette. Türkiye büyüdükçe, kendi mazisiyle, kendi kimliği ile kendi kişiliği ile en doğru şekilde buluştukça, Türkiye’nin, dolayısıyla Türkçenin değeri daha da artacak. Biz Üsküp Yunus Emre’de Türkçe dersler veriyoruz, bununla birlikte Makedonya Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Savunma Bakanlığı personeline, kısaca bürokrat ve diplomatlara Türkçe öğretiyoruz. Halkbank çalışanlarına dersler veriyoruz. Yani kurumsal anlamda da Türkçe hizmetimiz sözkonusu.

-Üsküp’te mevcut diğer muadil kurumlar Makedonya genelinde diğer şehirlerde de şubeler açıp hizmetlerini bu şekilde yerel halka sunmaktadırlar. Yunus Emre için bu konuda yoğun talep olduğunu biliyoruz. Kalkandele, İştip, Manastır, Ohri veya Doğu Makedonya’da, Yunus Emre’nin yeni şubeler açması hususunda herhangi bir çalışmanız var mıdır?

Aslında Kalkandelen Üniversitesi içerisinde bir derslik ve bir Türk kütüphanesi ya da Türk odası olacaktı. Yunus Emre Kalkandelen’de de benzer faaliyetler gerçekleştirecekti. Birtakım teknik ve fizikî sorunlar yüzünden bunu biraz erteledik. Üniversitenin mekân sorunu dolayısıyla şimdilik mümkün değil ama bu düşünce devam ediyor. Fakat yakın gelecekte Kalkandelen’de kiralayacağımız veya satın alacağımız bir binada, güzel anlamlı ve tarihî bir binada Yunus Emre’yi açmayı düşünüyoruz. Bununla beraber İştip, Manastır hatta Ohri bizim için önem ve değer verdiğimiz yerler arasında. Tabiî Doğu Makedonya’nın bizde apayrı bir yeri ve değeri söz konusudur. Mutlaka düşünülmelidir. Bu konuda çok yerden talep var. Herkes Yunus Emre’nin, bir şubesinin, bir temsilciliğinin kendi beldesinde de açılmasını istiyor. Bu sadece Müslümanların değil Makedon nüfusun da talep ettiği bir husus. Yunus Emre gittiği yeri hareketlendiriyor, yeşertiyor. Orada konserler oluyor, şiirler okunuyor, resim sergileri açılıyor, kültür ve medeniyet rüzgârları esiyor.

Makedonya’da yaşayan bütün dostlarımızı Yunus Emre’ye bekliyoruz. Biz ilhamımızı, sevelim sevilelim dünya kimseye kalmaz diyen bir şairden alıyoruz.

Söz ola kese savaşı

Söz ola yitire başı

Söz ola ağulu aşı

Yağ ile bal ede bir söz

………..

Kişi bile söz demini

Demeye sözün kimini

Bu cihan cehennemini

Sekiz uçmağ ede bir söz

diyen bir Türkmen kocasının, dervişinin, şairinin tefekkürünü - felsefesini demiyorum - buralarda yaşatmaya çalışıyoruz.      

Bütün okuyucularınızı, takipçilerinizi Yunus Emre’ye, faaliyetlerimize bekliyoruz.  Makedonya’nın birçok şehrinde, hatta her yerinde faaliyetler yapıyoruz. Türkçe öğrenmek isteyen, Türkçesini geliştirmek, belgelendirmek isteyenleri de Yunus Emre’nin kurslarına ve sınavlarına bekliyoruz. Yeni Balkan’ı takip ediyorum, masama her sayısı geliyor. Bundan başka her gün bir veya iki defa web sayfasına girip Makedonya’da neler olup bittiğini görebiliyorum. Sizi tebrik ederim. İnşallah daha güzel ve daha başarılı süreçlere adım atarsınız. Ve daha da önemlisi savaş veya ihtilaf haberleri barış ve birliktelik haberleri yayınlarsınız. 

Okurlarımız adına Sayın Samsakçı’ya bizleri kırmayıp, söyleşi teklifimizi kabul edip sorularımızı samimice cevaplandırdıkları için teşekkür ediyor, başarılarını devamını niyaz ediyoruz. m-r.Melahat ALİ

    Yorumlar

banner73
EN ÇOK YORUMLANANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
SAYFALAR
SENDE YAZ
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri

Siz de yazmak istemez misiniz?

Ziyaretçi Defteri
ARŞİV